collapse

* Üye

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

* Son Mesajlar

ICA'nin (Amsterdam Islam Koleji ) kapatilmamasi icin kampanyamiz baslatilmistir. Gönderen: Sessizlik
[Mart 08, 2010, 10:42:51 ÖS]


Ne Kadar Su? İçilecek Su Miktarı Hesaplayıcı Gönderen: Sessizlik
[Mart 07, 2010, 05:02:19 ÖS]


Su'yun Sağlığa Faydaları Gönderen: Sessizlik
[Mart 07, 2010, 04:59:15 ÖS]


Su Ne Yapar? Gönderen: Sessizlik
[Mart 07, 2010, 04:58:09 ÖS]


Su içmenin sadece zayıflamaya yardımcı olmadığını, aynı zamanda hastalıkları ... Gönderen: Sessizlik
[Mart 07, 2010, 04:54:50 ÖS]


* Kim nerede


* Ara



* Istatistikler

  • stats Toplam Üye: 187
  • stats Toplam İleti: 1331
  • stats Toplam Konu: 1045
  • stats Toplam Kategori: 22
  • stats Toplam Bölüm: 401
  • stats En çok çevrim içi: 61

* Sohbet Kutusu

Refresh History

Gönderen Konu: Kültürel Değerlerimiz Resimlerle Ankara  (Okunma sayısı 2062 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Kültürel Değerlerimiz Resimlerle Ankara
« : Temmuz 11, 2007, 12:01:14 ÖÖ »

 
Ankara il haritasi Detayli..
 
ANKARA TARİHİ VE COĞRAFİ DURUMU
TARİHİ DURUMU
Ankara'nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar, bölgedeki yerleşmelerin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bölgenin birçok medeniyete beşiklik ettiğini ortaya koymaktadır. Belgelere dayanmamakla birlikte ilk adının Galatlar tarafından 'Ankyra (Ancyra)' olarak verildiği ve zamanımıza kadar 'Angora', 'Engürü' ve 'Ankara' şeklinde değişime uğradığı tahmin edilmektedir.
Tarihi, Hitit devrine kadar takip edilebilen Ankara; daha sonra sırasıyla Frigyalılar, Kimmerler, Persler, Lidyalılar, Makedonyalılar, Galatlar, Romalılar ve Selçukluların hakimiyetinde kalmıştır. 1354 yılında Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılan Ankara; 1902 yılında 5 sancak, 21 kazayı kapsamakta iken 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile sancaklar kaldırılmış, Ankara'ya bağlı olan Kayseri, Yozgat, Kırşehir ve Çorum Sancaklarına da 'İl' statüsü verilmiştir.
Temsil Kurulu'nun çalışmalarını yürütmek için karargâh olarak seçtiği Ankara'da 27 Aralık 1919'da büyük bir coşkuyla karşılanan Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini de burada atmıştır. 23 Nisan 1920'de kurulan TBMM Hükümetinin idare merkezi ilan edilen Ankara, 13 Ekim 1923'de çıkarılan bir kanunla da Türkiye'nin Başkenti olmuştur.
Başkent olduktan sonra hızlı bir şekilde sosyal, ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel gelişime sahne olan Ankara; bugün, tüm sektörler itibarıyla kalkınmış, ülkemizin ikinci büyük metropolü haline gelmiştir.
COĞRAFİ DURUMU
İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında, 39 o 57' kuzey enlemi ve 32 o 53' doğu boylamı arasında bulunan Ankara'nın doğusunda Kırşehir ve Kırıkkale, batısında Bilecik-Eskişehir, kuzeyinde Çankırı, kuzeybatısında Bolu, güneyinde Konya ve Aksaray illeri yer almaktadır. Göller dışında 24.521 km²'lik yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümü içerisinde % 3,19'luk bir paya sahiptir. Rakımı, ortalama 830-890 metre dolayındadır.
Ovalık bir alanda kurulan İlin yüzölçümünün; yaklaşık % 50'sini tarım alanları, % 28'ini ormanlık ve fundalık alanlar, %.12'sini çayır ve meralar, % 10'unu tarım dışı araziler teşkil etmektedir.
Dağlık ve ormanlık Kuzey Anadolu ile kurak Konya Ovası arasında yer alan Ankara, Kızılırmak ve Sakarya Nehri ve havzaları ile çevrilmiş olup, kuzey ve kuzeybatısındaki dağlar yer yer ormanlık alanlarla kaplıdır.
İlin, en yüksek noktasını 2.015 m. yüksekliğindeki Işık Dağı, en geniş ovasını 3.789 km²'lik yüzölçümü ile Polatlı Ovası, en büyük gölünü yaklaşık 490 km²'lik yüzölçümü (İl içi) ile Tuz Gölü, en uzun akarsuyunu yaklaşık 151 km.lik (İl içi) uzunluğu ile Sakarya Nehri, en büyük barajını 83,8 km².lik yüzölçümü ile Sarıyar Barajı oluşturmakta olup, il geneli itibarıyla 14 doğal göl, 136 sulama göleti ve11 baraj bulunmaktadır.
İlin başlıca akarsuları ; Kızılırmak, Sakarya Nehri, Ankara Çayı, Kirmir Çayı, Ova Çayı ve Balaban Çayı'dır. Başlıca gölleri ; Tuz Gölü, Mogan Gölü ve Eymir Gölü'dür. Başlıca barajları ; Sarıyar, Kesikköprü, Çubuk-1, Çubuk-2, Bayındır, Kurtboğazı, Çamlıdere ve Asartepe barajlarıdır.
Geniş arazi yapısı itibarıyla güneyde step, kuzeyde ılıman ve yağışlı bir iklim tipinin görüldüğü Ankara'da genel olarak yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları soğuk ve az yağışlı karasal iklim tipi görülmektedir.
NÜFUS DURUMU
Ankara'nın 1927 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfusu 404.581 iken, son 73 yılda 10 kat artarak 2000 yılında 4.007.860'a yükselirken, aynı dönemde ülke nüfusu 5 kat artmıştır. 1927-1935 döneminde ilimizin yıllık nüfus artış hızı ‰ 34,7 iken, 1990-2000 döneminde ‰.24,4'e düşmüştür. 1927 yılında il nüfusu ülke nüfusu içinde % 3,2'lik bir paya sahip iken, 2000 yılında yaklaşık % 6'lık bir paya ulaşmıştır.
Genel Nüfus Sayımlarına Göre Şehir ve Köy Nüfusu
Yıllara Göre - 1990 - 1997* - 2000
 
Kırsal Alan (Köyler) - 399.576 - 400.283 - 467.338
 
Şehir (Belediyeler ) - 2.836.802 - 3.231.329 - 3.540.522
 
Toplam - 3.236.378 - 3.631.612 - 4.007.860
 
*1997 yılı nüfusu ikametgaha göredir.
Kaynak: DİE
 
İlimizde ortalama hane halkı büyüklüğü azalış eğiliminde olup, 1955 yılında 7,0 olan ortalama hane halkı büyüklüğü, 2000 yılında 3,8 kişiye düşmüştür. İl nüfusunun; 1935 yılında % 80'i Ankara doğumlu iken, 2000 yılında ise Ankara'da doğan kişilerin il nüfusu içindeki oranı % 53'e düşmüştür. Ankara nüfusuna dahil olup başka illerde doğanlar içinde en yüksek payı % 4,3 ile Çorum İli doğumlular almaktadır. Yozgat, Çankırı ve Kırşehir doğumlular sonraki sırayı takip etmektedir. Nüfusun gelişimine ilişkin bilgiler aşağıda tablo ve grafikte görülmektedir.
Seçilmiş Sayım Yıllarına Göre Nüfus ve Nüfus Artış Hızları
Yıllar Nüfus Miktarı Nüfus Artış Hızı (‰)
 
1927 - 404.581 - -
 
1940 - 620.965 - 24,28
 
1950 - 819.693 - 32,85
1960 - 1.321.380 - 32,92
 
1970 - 2.041.658 - 43,29
 
1980 - 2.854.689 - 19,82
 
1985 - 3.306.327 - 29,38
 
1990 - 3.236.378 - 21,28
 
1997 - 3.631.612 - 18,58
 
2000 - 4.007.860 - 21,37
 
Kaynak : DİE
 
İlimizde 2003 yılında; 54.191 doğum, 27.380 ölüm, 32.193 evlenme ve 7.478 boşanma olayı gerçekleşmiştir.
EKONOMİK DURUM
Ülkemizde; ilk kez 1927 yılında yapılan sanayi sayımına göre ilimizde mevcut 1.276 işyerinden 418'i bir kişilik, 413'ü ise 2-3 kişilik işgücüne sahip olup, bu işletmeler tarımsal ve hayvansal ürünleri işleyen işyerlerinden oluşmaktadır. 1920-1940 yılları arasında Ankara Fişek Fabrikası, dökümhaneler, imalathaneler ve silah fabrikaları; 1940'lı yıllardan sonra da hızlı nüfus artışı sebebiyle inşaat, bankacılık, ticaret ve sigortacılık alanlarında pek çok şirket kurulmuştur.
İmalat sanayii içinde; 1960 yılında özel sektörün katma değer içindeki payı % 20'den az iken, bu oran bugün % 85'in üzerine çıkmıştır.
Ankara, 2001 yılında cari fiyatlarla 13,5 Katrilyon TL GSYH ile Türkiye'de iller arasında ikinci sıradadır. Bu aynı zamanda Türkiye GSMH' nın % 7,6'sıdır. Kişi başına GSMH cari fiyatlarla 2.752 dolar olup, iller içerisinde dokuzuncu sırada bulunmaktadır.
 
 

Ankara Kedisi [/align]
 
KAYNAK : http://ankara.gov.tr/turkce/index.aspx
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

 

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Misket Havası:)
« Yanıtla #15 : Temmuz 16, 2007, 11:56:56 ÖS »

Ankara Kalesi[/align]
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 30.715 km²
Nüfus: 4.007.860 (2000)
İl Trafik No: 06
 
Genel Coğrafya ve Yeryüzü Şekilleri:
26.897 km2 lik bir alana sahip olan Ankara, 39o57'N enlemi ile 32o53'E boylamları arasında yer almaktadır. Ortalama olarak deniz seviyesinden yüksekliği 890 metredir.
Doğusunda Kırıkkale ve Kırşehir, kuzeyinde Çankırı ve Bolu, kuzeybatısında Bolu, batısında Eskişehir, güneyinde Konya ve Aksaray illeri bulunmaktadır.
Ankara, Orta Anadolu'nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarını bir arada görmek mümkündür. İlin kuzey sınırının Kuzey Anadolu sıra dağlarının kolları olan dağlar, Orta Anadolu düzlüklerinin devamı olan ovalar çizer. Güney kısmında Tuz Gölü çanağı, Kepez Ovaları ve Hacıbekirözü gibi düzlükler bulunur. Bu düzlükler arasında volkanik Karadağ ile Karasimir Dağı, Paşa Dağı ve Teke Dağı yükselir.
Orta kesimlerden kuzeye doğru yaklaştıkça Haymana, Bala hattının kuzeyinde Kuzey Anadolu sıra dağları ile irtibatları bulunan dağ sıraları belirir. Bunların arasında İdris ve Elmadağları yükselir. Güney Batı Kuzey-Doğu doğrultusunda Güre, Elma, İdris, Karyağdı-Mire-Aydos-Çile, Ayaş ve Hıdır dağ sıraları arasında çöküntü alanları ve kıvrılmalarından dolayı Balaban, Mogan Gölü, Çubuk, Mürted ve Babayakup Ovaları meydana gelmiştir. Ankara Ovası doğu-batı yönünde uzanmıştır. Sakarya ve Kızılırmak nehir kolları arasında çukurlarda münferit olarak yüksek sıradağları görmek mümkündür.
Kuzeyde, Çubuk ve Kızılcahamam ilçelerinde yer yer sarp görünüşlü Yıldırım, Işık ve Yakut dağları, Batıda Ayaş, Beypazarı ve Nallıhan ilçelerinin kuzey sınırları Karakiriş, Kartal ve Manastır dağları ile çevrilmiştir. Güney bölgedeki dağlar tatı meyilli, yuvarlak sırtlı ve üzerleri düzdür. Bu alanda yükseklikler 1050-1500 m. arasındadır.
İl sınırları içinde Mogan, Eymir, Karagöl, Kurumcu ve Samsun gölleri bulunur. Bölgede yer yer volkanik arazilere rastlanır. Bu kütle üzerinde 2378 m. yüksekliğindeki Köroğlu Dağı ile Mahya Tepesi (2006 m.) yükselir. İlin güneydoğusunda Hüseyingazi dağı kültesi bulunur.
İlin arasizisini Sakarya ve Kızılırmak nehirleri ile Çubuk Çayı, İncesu ve Ova Çayları sular.
 
İklimi : İlin geniş arazisinde yer yer iklim farklılıkları görülür. Güneyde, İç Anadolu ikliminin bariz özellikleri olan step iklimi, kuzeyde ise, Karadenz ikliminin ılıman ve yağışlı halleri görülebilir. kara ikliminin hüküm sürdüğü bu bölgede kış sıcaklıkları düşük, yaz ise sıcak geçer. En sıcak ay Temmuz-Ağustos, en soğuk ay ise Ocak ayıdır.
Bölgeye düşen yağış miktarları kuzey ve güney kesimlerde farklılık gösterir. Kuzeyde Kızılcahamam ve Çubuk, Karadeniz yağış rejimi özelliğini; güney ise İç Anadolu karakterini taşır. Bölgenin yapısı gereği özellikle kış aylarında sis olayı oldukça fazla görülür ve hayatı etkiler.
İl bazında ortalama sıcaklık 10-13oC arasında, aylık ortalama yağış miktarı da 11-55 mm arasındadır. En yüksek sıcaklık değeri 41.4oC ile Sarıyar istasyonunda; en düşük sıcaklık da sıfırın altında 32.2oC ile Esenboğa istasyonunda kaydedilmiştir. Donlu günler sayısı yılda ortalama 60-117 arasında, karla örtülü günler sayısı ise yılda toplam 10-70 gün arasında değişmektedir. En yüksek kar kalınlığı 82 cm. olarak Kızılcahamam istasyonunda kaydedilmiştir.
İl merkezi ve istasyonların rüzgar durumuna genel olarak bakıldığında; hakim rüzgarın topografik yapıya bağlı olarak değişim gösterdiği açıkça görülür. Buna göre hakim rüzgar Ankara (merkez), Esenboğa, Çubuk, Ayaş ve Yenimahalle'de kuzeydoğu, Haymana (İkizce), Sincan, Dikmen ve Nallıhan'da batı, Polatlı ve Şereflikoçhisar'da kuzey, Etimesgut ve Elmadağ'da güneybatı, Kızılcahamam'da güneydoğu ve Beypazarı'nda kuzey-kuzeydoğudandır. Kuvvetli rüzgarların görüldüğü aylar mart ve nisan aylarıdır. Ankarada tespit edilen en yüksek rüzgar hızı güne, güneydoğu yönünden 32.1 m/sn. dir
Normal şartlarda günlük olarak basıncın değerlerinde fazla değişiklik görülmez. Ancak yurdumuzu etkileyen hava kütlelerine bağlı olarak değişmeler gözlenir. Uzun yıllar değerlerine göre; ankara'nın ortalama basınç değeri 912.7 mb., tespit edilen en yüksek basınç değeri 936.5. mb. ve en düşük basınç değeri 882.6 mb.dır.
 
Bitki Örtüsü: Etrafı dağlarla çevrili olan Ankara, kışları soğuk, yazları kurak geçen bir iklime sahiptir. En yağışlı mevsim ilkbahardır.
Bu iklim şartları ve topografik yapı Ankara ve çevresinde iki ayrı bitki topluluğunun (step ve orman) gelişmesine imkan sağlamıştır. Yörede en yaygın olan bitki topluluğu step (bozkır)tir. Step bitki örtüsü az yağış alan çukur alanlarda ve platolar üzerinde yaygın haldedir. Bu bitki topluluğu içinde ağaç yok denecek kadar azdır. Genelde dikenli çalılar dikkati çeker. Bunun yanısıra akarsu boylarında sıralar halinde görülen iğde, söğüt ve kavak ağaçları step içerisinde yer alır. Step bitki örütüsünün en yaygın türlerini otlar oluşturur. Çoğu küçük boylu olan bu bitkiler birbiri yanında ve kümeler halinde toplanmıştır. Step bitki topluluğunun başlıca türlerini kısa boylu çayırlıklar, ayrıkotu, keven, sorguçotu, üzerlik otu, katırtırnağı, yabani arpa, püsküllü çayır, hardalotu, yemlikotu, yılgınotu, yavşanotu, gelincik, papatya, hatmi, kekik, sütleğen, ballıbaba, yabani gül, böğürtlen ve isimlerini sayamadığımız birçok bitki oluşturur.
Ankara çevresinde plato üzerinde yükselen münferit dağlar ile kuzeydeki dağlık sahada yağışlardaki artış yüzünden orman örtüsü kendini belli etmeye başlar. Bozkır (step) ortasında adacıklar halinde görülen ormanlar, genelde tahripten arta kalan korulardır. Bu tür ormanlarda hakim ağaç türü karaçam, ardıç ve yer yer meşedir. Kurakçıl orman deyimiyle adlandırılan bu ormanlara en güzel önreği, Beynam Ormanı oluşturmaktadır. Ankara'nın kuzeyindeki Kızılcahamam ilçesi yakınlarından başlamak üzere orman örtüsü sıklaşmaya ve gürleşmeye başlar ki, burada iğne yapraklı ağaçlar yaygın türü oluştururlar.
 
Ulaşımı: Karayolu, demiryolu ve havayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Türkiye’nin karayolu ve demiryolu ağı merkezinde olması nedeniyle ülkenin her yerine ulaşmak mümkündür. İç ve dış hatlarla hizmet veren uluslararası havalimanı bulunmaktadır.
 
Tarihi: Ankara’nın ilk yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bölgede yapılan araştırmalar, kentin Paleolitik Çağ’dan itibaren yerleşme alanı olduğunu göstermektedir.
Kızılcahamam yöresinde yapılan araştırmalarda; Paleolitik Çağ’a ait buluntulara rastlanmış olup, Eti Yokuşu, Ahlatlıbel, Karaoğlan ve Koçumbeli’nde de Eski Tunç Çağı’na ait buluntular ortaya çıkarılmıştır.
 
Hitit eserlerinde sık sık rastlanan Ankuva, muhtemelen bugünkü Ankara kentinin bulunduğu yerdir. Mürtet Ovası yakınındaki Bitik’te Hitit yerleşmesi ve Haymana ilçesi yakınlarındaki Gâvurkale’de Hitit dönemine ait önemli bir kutsal yerleşim bulunmaktadır.
 
Ankara’nın kent olarak ilk kuruluşu Phyrigia dönemindedir. Phyrigia’nın başkenti Gordion bugünkü Ankara sınırları içinde kalmaktadır ve İç Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden birisidir. Efsanelere göre Ankara’yı da büyük Phyrigia Kralı Midas kurmuştur. Phyrigialılar buraya gemi çapası anlamına gelen “Ankyra” adını vermişlerdir. Yörede bulunan tümülüsler, özellikle M.Ö. 750-500 yılları arasında Ankara yöresinde Phyrigia yerleşmesinin önemini göstermektedir.
Phyrigia Devleti’nin yıkılmasından sonra Lydialıların ve daha sonra Perslerin hâkimiyetine geçen kentin Pers Kralı I. Dareios döneminde (M.Ö. 522-486) yapılmış olan ünlü kral yolu üzerinde küçük bir ticaret merkezi olduğu bilinmektedir. Aradan iki asır geçtikten sonra Büyük İskender, Anadolu’daki Pers hâkimiyetine son vermiştir.
 
M.Ö. 278-277 yılında Avrupa’dan Anadolu’ya gelen Galatların bir kolu olan Tektosagların Ankara’yı başkent yaptıkları bilinmektedir. Ankara Kalesi’nde görülen ilk yapı bu devirden kalmadır.
 
Roma İmparatoru Augustus M.Ö. 25 yılında kenti Galatlardan alarak bu bölgeyi Roma’nın bir eyaleti olarak Roma İmparatorluğu’na bağlamış ve Ankara’yı Galatia’nın başkenti yapmıştır. 1. ve 2. yüzyıllarda Ankara, Anadolu’da Roma yol ağının çok önemli bir kavşağı niteliğini kazanmış, yönetimsel ve askeri işlevleri gelişmiş bir kenttir. Roma İmparatorluğu’nun zayıflaması ile 3. yüzyılda Ankara önemini kaybetmiştir. Daha sonra Bizans İmparatorluğu’nun eline geçen kent 334-1073 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında kalmıştır.
 
1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusunu yenmesinden sonra 1073 yılında Ankara Türklerin eline geçmiştir. Bu tarihten başlayarak Osmanlılar tarafından Anadolu’nun siyasal birliğinin kurulmasına kadar geçen sürede kent, Türk beylikleri, Bizans ve Moğol egemenliği altında değişik dönemler geçirmiştir. 1300’lü yıllardan başlayarak Ahi merkezlerinden biri olarak ticari işlevlere sahip olan Ankara, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme döneminde de önemli bir ticaret merkezi olmaya devam etmiştir. Ankara’daki Ahi örgütü, kervanların ve ordunun deri ve demirden yapılmış malzeme gereksinimini karşılıyor ve aynı zamanda İç Anadolu’da geniş bir bölgede üretilen tiftik Ankara’da işleniyordu. 19. yüzyıla kadar önemini koruyan Ankara, daha sonra önemini yitirmeye başlamış, kentin 1892 yılında bir demiryolu ile İstanbul’a bağlanması da bu durgunluğu çözememiştir. 20. yüzyılın başında yaşanan savaşlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve 1917 yangınının da etkisi ile daha da gerileyen kent, Kurtuluş Savaşı sırasında yeniden önem kazanmaya başlamıştır.
 
Kurtuluş Savaşımızın idare edildiği bir merkez olarak, adı milli mücadelemizin sembolü haline gelen Ankara 13 Ekim 1923’te başkent olmuştur.
 

Altınpark[/align]
 
Kaynak:
 
[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Kültürel Değerlerimiz "Ankara"
« Yanıtla #14 : Temmuz 16, 2007, 11:45:27 ÖS »
[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ölüm Gelenekleri
« Yanıtla #13 : Temmuz 12, 2007, 02:45:40 ÖÖ »
Ölüm Gelenekleri:
Genellikle uygarlığın olanaklarından yoksun bir yaşam sürdüren Ankara köylerinde, yüzlerce yıllık eğitimsizliğin ve birçok alandaki geriliğin sonucu olarak ortaya çıkmış boş inançların büyük bölümü ölümle ilgilidir. Bunların hayvan hareketlerinden ya da ev araç - gereçlerinden kaynakları vardır. Söz gelimi, köpeğin sık sık uluması, öküz, inek, koyun gibi hayvanların birden bire değişerek sahibini tanımaması, horozun vakitsiz ötmesi, baykuşun gün batarken ötmeye başlaması ya da çatıya konması, ölüm belirtisi olarak yorumlanmaktadır.
Eğer ihtiyar biri ölürse "Yaşını yaşadı, başını başadı. Onun günü, bayramı, acıyacak sırası kalmadı. Yatan da bıktı, bakan da bıktı, eccik yer dinlesin" denir ve fazla yas tutulmaz.
Yeni evlenmiş bir genç kızın ölümünde ise çeyizi ölüm döşeğine düzülür. "Eyvah genç kız ölmüş. Hevesi göğsünde gitti." denir. Yemenisi fakir birisine verilir. Çeyizinin geri kalanı toparlanır.
Ankara yöresindeki köylerin yaşamında geçmişte etkili olmuş çoğu günümüzde de sürüp giden ölüm gelenek, görenek ve inançlarının başlıcaları şunlardır:
Ölü evinde açık varsa üstü örtülür. (Ankara)
Ölü evindeki yemekdolu kaplar boşaltılır. (Çubuk)
Bir mahallede ölen olursa, o mahalledeki evlerde su dolu kaplar boşaltılır. (Çubuk, Nallıhan)
Ölenin gözleri kapatılır.
Gözüne toprak kaçmasın diye (Nallıhan, Lalahan)
Bu dünyada gözü kalmasın diye (Derekışla, Çubuk)
Ölünün çenesi bağlanır.
İçine şeytan girmesin diye (Çubuk)
Korkunç ve çirkin gözükmesin diye (Çubuk, Nallıhan)
Yıkanırken ağzına su kaçmasın diye (Kızılcahamam)
Çenesi sarkmasın diye (Lalahan)
Karnına bıçak, demir, makas. vb. konur.
Karnı şişmesin diye (ANKARA).
Şeytan gelmesin diye (Nallıhan)
Günahları azalsın diye (Ayaş)
Bulunduğu odanın pencereleri açılır.
Ruhu çıksın diye (Lalahan)
Melekler içeri girsin diye (Çubuk)
 
Ölünün çevresi, eğer ölen kadın ise kadınlar, erkekse erkekler tarafından çevrilir. Kadın ise bir yaşlı kadın, erkekse imam tarafından yıkanır. Ölüye kefen giydirilir ve bazı yörelerde halı veya kilime sarılıp tabuta konularak erkekler tarafından mezarlığa götürülüp gömülür. Cenaze ölenin vasiyet ettiği yere gömülür. Böyle bir yer bildirilmemişse genellikle doğum yerindeki mezarlığa gömülür.
Ölüm günü ölünün evinde yemek verilir ve "toprak mevlüdü" okutulur. Ölümü izleyen 7 gün boyunca "Tebareke" okutulur. Bu arada ölü evi yemek pişirmez. Komşular ölü evine yemek getirirler. Yedinci gün helva yapılıp dağıtılır. 40. gün ölü için mevlit okutulur, 52. gün ise yemek verilir ve dua okutulur.
Halk Sanatları:

[/align]
Doğal koşulların doğurduğu, üretim ilişkilerinin biçimlendirdiği "el sanatları" halkbilimsel bir unsur olarak süreç içinde gelişir ve yenilenir. El sanatları, toplum yaşamının kendisi olan üretim biçimlerinden kaynaklanan kültürel bir olgudur.

 
[/align]
EI sanatları incelenirken, el sanatları tartışılırken bu özellikleriyle, alınmalı ve bu biçimde değerlendirilmelidir.
Halkın ürettiği bu kültürel ve halkbilimsel yapıtlar aynı zamanda insana özgü, sıcak, içten sevginin evrensel bildirisini yansıtması görevini de yüklenirler. Her el sanatı ürünündeki (Halı, kilim, heybe, ot yastık, ... vb.) motifsel olgular, kültürel emekçisi binlerce insanın sonsuza ilettiği değerler birikimini oluşturur.

[/align]
15. yüzyıldan önce Anadolu, ticaret yollarının düğümlendiği bir alanda tüm dünyaya yayılan kervanlar aracılığı ile el sanatlarını, motifsel düşünüsünü, insan sevgisini işleyen renk ve biçimini çok geniş alanlara yaymayı başarabilmiştir. Bu başarı ile birçok el sanatları merkezleri oluşmuş ve dünyaca ün yapmıştır. Bu başarı Anadolu insanının el sanatları yaratıcılarını ve yardımcılarını koruma amacı ile geleneksel örgütlerde oluşturmuş, onların güvence içinde olmalarını sağlamıştır.
 
[/align]
 
Ankara da yapısı ve konumu gereği bu önemli merkezlerden birisi olmuştur. Yöredeki halı, kilim, yorgan, yatak ve yastık gibi kullanım alanları çok geniş olan parçalardaki özenli ve duygulu işlemeler, özellikle Ayaş'ta izlenen çoraplardaki renk ve desen uyumu, binbir göz nuru ile bezenmiş bindallılar, elleri nasırlaşmış ustalarımızın tuttuğu çekiç çekiçlerin altında biçimlenip canlanan bakır aletler ve yine yöre kızlarını, kadılarını süsleyen çeşitli duygularla yapılmış gümüş takılar ve mücevheratlar yaygın olmamakla beraber günümüzde de varlık göstermektedir.
 
EI sanatları içinde dokuma en önemli alanı kapsar. "Dokuma sanatı", insanların iklim ve diğer çeşitli etkenlerden doğan ihtiyaçları sonucunda başlattıkları bir sanat dalıdır. Ankara'da ve ilçelerinde yapılan araştırmalarda bu tür dokumalardan Halı, Kilim, Heybe, Aba, Çevre, Bürümcük ve Çorap örneklerine rastlanmıştır. Bunların yanısıra cepken ve bindallı sırma işlemeciliği yörede artık sadece bazı köylerde halk eğitim merkezlerinde yapılmaktadır.
EI sanatları ürünlerinin önce yarar düşünülerek hazırlandığı zamanla kişisel katkılarla sanat değeri niteliği kazandığı bir gerçektir. Bu ürünler, çevresel koşullar gerek, motif, renk vb. durumlarla ilgili ayrılıklar yüzünden yerel özellikler gösterir. Bunun e,n güzel örnekleri Ankara'ya 60 km uzaklıktaki örgü çorap yapım merkezlerinden biri olan Ayaş ilçesinde görülebilir. Ayaş'ta büyüklerinden öğrendiği biçimde, kadınlar tarafından yapılagelen ve şimdi daha çok orta yaşlı ve yaşlı kadınların ördüğü çorapların hammaddesi tiftiktir.
Yörenin tiftik keçisi yetiştirmeye elverişliliği, hammaddenin tiftik olmasına nedendir. Tiftikten ip yapmak için yaygın olarak rengere kullanılmasına karşın, çeyiz amacıyla örülen çorabın tiftiği örekede iğ ile eğrilir. Yöre çorapları üzerindeki motiflerin bazıları bitkisel motiflidir. Çalı dudu, Elma çekirdiği, Patlak mısır gibi. Kartal Kanadı, Midye Bozması, Öküz sidiği hayvansal motiflerden, Asarlı kaya deliği, Bıçak Burnu, Egür, Civan, Kaşı, Girme Girifli, Şapga Keneri, Katip Bıyığı çeşitli sembollerden esinlenerek isimlendirilmişlerdir. Mendil, çevre, peşkir, heybe, halı ve yastık yörede karşımıza çıkan diğer el sanatları örneklerindendir.

 
Çevreler ince, sık keten bezden yapılmış, kenarları nakışlı, dört köşeli parçalardır. Aslında çevre, sırma ile işlenmiş mendil anlamına gelmektedir.
Peşkir ortalama bir metre kadar uzunluğunda ve kırk santimetre kadar genişliğinde (yörede kare şeklinde olanlara da rastlanmaktadır) olan, iki başı işlemeli, genellikle sık beyaz ketenden yapılmış bir parçadır. Azsıklıkla sırma ve ipekle dokunmuş olanları da bulunur.
Halı ve kilim gibi halkımızın yaratıcılığından kaynaklanan ve işleme olanakları çok geniş olan dallarda yöreye has motiflerin ağırlık kazandığı ilginç örneklerle karşılaşılmıştır.

Yöre araştırmamız süresince karşılaştığımız bütün el sanatları örnekleri halkın gereksinimleri doğrultusunda üretilmektedir.
EI sanatlarından bakırcılık ise önceleri yöre halkının geçim kaynaklarından biri olmasına rağmen günümüz gereksinimlerine cevap verememekle beraber çok ender ve babadan oğula devredilmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Yöredeki bakırcılığın başlıca özelliği yapılan eşyanın, döğme, parçaların,biraraya getirilmesi suretiyle değil, tek parça olarak yapılmasıdır. Güğüm ve ibrik bir yana bırakılırsa, bütün öteki bakır eşya döğme olarak yapılır.
[/align]
Ankara yöresi el sanatlarından biri olarak bilinen gümüş işlemeciliğine (telkari) en yoğun olarak Beypazarı ilçesinde rastlanmıştır. Bu ilçede bu sanatla uğraşan yaklaşık 40 dükkan bulunmaktadır.
Gümüş işlemeciliğinin en belirgin özelliği ve adının (telkari) kaynağı, gümüşün çok ince tel hâline getirilip, değişik desenlerde sarılarak işlenmesidir. Eski el sanatlarının yaşamını sürdürme başarısını gösteremedikleri günümüzde, Beypazarı gümüş işlemeciliği ile adını yurt içi ve yurt dışına duyurmaktadır.

[/align]
 
Halk Yapı Sanatları
Ankara Evleri: Geleneksel Ankara evleri iklim ve sosyal yaşam koşullarına göre uzun yılların deneyim ve gereksinimleriyle oluşmuş plan ve yapı özellikleri taşırlar. Ağaç ve kerpiç gibi kısa ömürlü malzemelerden yapıldıklarından erken dönemlerden kalma örnek bulmak artık güçleşmiştir.

 
[/align]
Eski Ankara evlerinin çoğu iki katlıdır. Alt kat avlusunda uşakların, aşçıların, kahyaların odaları, kiminde de bir ahır bulunur. Birinci katta ev sahibinin oturduğu odalar, ikinci katta ise konuk, toplantı ve yatak odaları bulunur. Bazı odalarda kadınların toplantıları izleyebilmeleri için kafesler, ayrıca yatak dolabı ve gusülhane (yıkanma yeri) olarak kullanılan dolaplar vardır. Odalar sokağa seyregahla ve sofaya pencerelerle açılır.
Süsleme sanatı olarak evin hemen hemen her yerinde geometrik süslemeler, rumi ve hatai süslemeler kullanılır.
Araştırmalarımız sırasında halk yapı sanatlarına örnek olarak saptadığımız, birçoğu eskimiş, harabe hâlini almış geleneksel Ankara evlerinden bazılarını vermeyi uygun gördük.
Örnek 1: Öksüzce Mahallesi, Kadir Çeşme yakınında, XVIII. yy.dan kalma evin zemin katında birkaç oda bulunmaktadır. Bahçeden bir merdivenle "hayat"a çıkılır. Evin büyük odası Bursa kemeriyle ikiye bölünmüş olup; güzel süslemeleri vardır.
Örnek 2: Kubilay sokağında XVII. yüzyıldan kalma olan evin sofası üzerinde bir büyük, bir küçük, iki odası bulunmaktadır. Sofanın bir yanı pencereli, diğer bir yanı duvarla kapanmış, diğer yanları ise açık bırakılmış ve ortada direkler kullanılmıştır.
Ayrıca Maruri Mahallesinde Kadınkızzade Abdullah Efendi Konağı, Keşiören'de Avundukzadeler evi, Büyükesat'ta Değirmenci Ahmed Ağa Evi ve Erzurum Mahallesindeki Yusuf Oğraş Evi örnek olarak gösterilebilir.
Ankara Köy Evleri:
Ankara köylerinde yaygın olan ev şekli 60 cm kalınlığında taş örme duvarlar, "dam" (ahır) ve onun üzerine oturtulmuş 15 cm kalınlığında kerpiç örme bir kattan oluşan yapılardır.
Üzeri 20 cm kalınlığında killi toprakla örtülü toprak "kaş" çatlılar, her yıl güz yağmurları başlamadan aktarılır, onarılır ve "yuvak"la (taş merdane) sıkıştırılır. Köylerde üzeri toprakla örtülü kaşlı evlerden başka, okul, öğretmen evi, câmi, tekke ve yunak gibi kiremit çatılı yapılar görülebilir.
Köylüler evlerini genellikle kendileri yapar. Yapı malzemesi olarak taş, kerpiç, çamur ve Ankara hurdacılarından alınan eski pencere çerçeveleri ve kapıları kullanılır. Ev yapımında köylüler birbirlerine yardım ederler.
Evin zemin katı (dam) hayvanlar, damın üstü ise hane halkı tarafından kullanılır. Böylce hayvanlar hem köylünün gözü önünde olur, hemde oturulan yerler doğal olarak ısıtılmış olur. Damın bir kısmı odun, tezek, "gıdı" vb. yakıt maddelerini depolamak için kullanılır. Arka kısım samanlık ve otluk olarak kullanılır. Birinci katta, yani damın üstünde "hayat" denilen bir aralığın sağ ve solunda odalar yer alır. Her odada, kuzey bölümler hariç, bir ya da iki pencere, bacalı bir ocak, bir gusül yeri, yer yatağı, serilecek sedir, gündüzleri yatağın kaldırılacağı bir yüklük, bir sandık yeri, birer kaşıklık, tabak dizilen ve su konulan sergenler vardır. Her odada bulunan bacalı ocaklar, hem pişirme, ısıtma, hem de odayı aydınlatma amacıyla kullanılır. Isınmada damdaki hayvanların önemi küçümsenmeyecek orandadır.
Evlerde havalandırma, küçük pencereler, kapı ve kapının tam karşısında bulunan ocak bacası aracılığıyla sağlanır. Kış aylarında evin soğumasını önlemek için havalandırma üzerinde pek durulmaz. Ayrıca günlük yemek ihtiyacını gidermek için odalardan birinde 60; 70 yarımlık un ambarları ve gıda maddeleri saklamak amacıyla odunların konulduğu küçük, serin bir oda kiler olarak kullanılır.


Ankara Beypazarı evleri[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara Gelenekler
« Yanıtla #12 : Temmuz 12, 2007, 02:41:36 ÖÖ »
Gelenekler:
Aile : Geleneksel ataerkil (patriarkal) Türk aile yapısı Ankara yöresinde de açıkça görülmektedir. Aile reisi ailede söze sahip olan kişi baba veya büyükbabadır.
Ankara'nın kırsal kesimlerinde geniş aile tipik hayli yaygındır. Bu tip aileler, anne, baba, çocuklar, büyükkanne, büyükbaba hatta amcaları, dayıları, halaları, teyzeleri de kapsamaktadır. Gelenekler çerçevesinde büyükbaba, çocuklarını kendi yanında görmek ister. Amaç onların davranışlarını ve aile içindeki sorunlarını biçimlemektir.
Şehir merkezinde temel aile tipi ise çekirdek ailedir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan aile yapısında, baba yine evin reisidir.
Sosyo ekonomik yapılanma geleneksel, kültürel değerleri biçimlediği gibi, aile tipini de geniş aile tipinden çekirdek aileye dönüştürmüştür. Geniş aile tipini ancak tarımla geçimini sağlayan, kırsal bölgelerde görmek mümkün.
Ankara'nın metropolitan bir merkez oluşu ve köylere yakın olması, köylerde geniş aile tipinin parçalanmasına neden olmuştur. Ankara'ya göç ederiler genelde genç ailelerdir ve çekirdek aile yapısına sahiptir. Yalnız köyde kalanlar ve şehre göç edenler arasındaki bağlar kopmamıştır, aralarında sürekli bir ilişki vardır. Köydekiler için şehirde olanlar, hastane,veya bürokratik işlemler için bir dayanak şehirde kalabilmek için ikinci bir evdir. Diğer taraftan şehire göç edenler, gıda ve tahıl ihtiyaçlarının bir kısmını köyden temin etmektedirler. Su karşılıklı yardımlaşma, ilişkileri sürekli taze tutmaktadır.
Bunun yanında şehire göç eden aileler, köyde öğrendikleri küçük meta üretimini şehirde de devam ettirmektedirler. Kadınlar konserve, salça, reçel, tarhana, turşu gibi gıda maddelerini kendi el emekleriyle yapmaktadırlar. Köyden göç eden birinci kuşaktan kadınların, ev işleri dışında ücretli bir işte çalışmasına pek rastlanmaz. Ancak göç edenlerin 2. veya 3. kuşaktan kadınların, ev işleri dışında bir işte çalışmaya başlayabilmeleri söz konusudur.
Ekonomik değişmenin bir sonucu olarak köylerde de ücretli üretim yaygınlık kazanmıştır. Pre-kapitalist üretim tarzı varlığını kaybetmiştir.
Bayramlar:
Üç Aylar : Müslümanlıkta kutsal sayılan üç aylar (Şaban, Recep, Ramazan) gelince çocuklar, okuldan çıktıktan sonra toplanıp evleri gezerler. Bu gezmelerde "Namaz dayı ağşam sadakası ver" diyerek bahşiş istenir. Bahşiş, verenin ekonomik durumuna göre değişiklikler gösterse de mutlaka verilir.
Ekonomik durumu iyi olanlar kınalı mum (huni şeklinde renkli bir kâğıt içine dikilen mum) alıp çocuklara verirler. Çocuklar bunları ellerinde taşır ve fenerleri bu mumlarla yakarlar. Bu sırada da bir söylemeyi yüksek sesle bağırırlar:
Elhanda gülhanda
Evi nerde
İncesuda
İncesuyun neresinde
Çalı çılpı arasında
Bu gün bize ne gerek
Namaz gerek. Yoh yoh
Ayrıca meydanda ateş yakılıp Şaban ayının on beşinci gününe dek üzerinden atlanır. Ateş üzerinden atlanırken "Allah bu güne erdirdi, günahımız dökülsün" denir. Bunlara namaz ayını kutlulama denilir. Kadınlar da evlerde (hayatta) toplanır sohbet ederler:
Bazıları da Salı, Çarşamba, Perşembe günleri ile Şaban ayının son üç günü oruç tutarlar. İlk gün tutulan oruca namaz ayını karşılama denir, o gün kılınan namazlarda aynı adı ile tesbih çekilir.
Bu aylarda dargınlar barıştırılır. Bunun için bir ya da iki kişi (genelde yaşlı veya ileri gelenler) dargın olan iki tarafı da ikna edip barışmalarını sağlarlar.
Ramazan ayı ve bayramı : Ramazan ayı Türkiye'nin her tarafında olduğu gibi Ankara ve yöresinde de üç ayların en değerlisi olarak bilinir. Yörede Ramazan ayı geldiğinde kına yakıldığı görülmektedir. Ramazanda küs barıştırma sevap olarak görülür. Araya büyükler girerek küsleri barıştırırlar. Eğer küsler yaşıt iseler karşılıklı alınlarından öperler. Yoksa küçük büyüğün ve barıştıranın elinden öper, üç dört gün boyunca birbirlerini ziyaret eder ve ziyaret verirler. Eskiden Ramazan yaklaşınca yüksek bir yere çıkılır ve ay seyredilirdi. Yeni ayı ilk müjdeleyen hükümetten siftah bahşişi alırdı. Ramazan ayı içinde oruç yiyenler davulcunun yanında dolaşan tellal tarafından hükümete (resmi yetkililere) bildirirlerdi. Bunun üzerine oruç yiyenler tutulup sal ağacına bağlanırlar ve "sen dünyada ölmüşsün, itikadın yok, biz seni görmeyeceğiz" diyerek mezara götürürlerdi. Oruç yiyen de tövbe ederdi.
Günümüzde arifelerde yöre halkı mezarları ziyaret eder ve mezar etrafındaki toprağı karıştırırlar. Ramazan bayramı Ankara yöresinde diğer yörelerimizde olduğu gibi dinsel bir tören olarak kutlanır.
Mevlüt : Mevlütlerde bir gün önceden davetliler okunur (çağrılır). Önce bir ilahi okunur. Bu arada ağlayanlar, inleyenler görülür. Sonra mevlüt okunur ve konuklara şekerli kahve ve gülsuyu ikram edilir.
Muharrem : Muharrem ayı Hz. Hüseyin'in öldürülmesi dolayısıyla kanlı ay sayılır. Alevi - Bektaşi topluluklarda bu ayın ayrı bir özelliği vardır. 12 gün oruç tutulur, su içilmez, ilahiler söylenir.
Beddam : (Kızıl yumurta yortusu) Hristiyanların Ankara ve yöresinde yoğun halde bulundukları zamana ait bir adettir. Müslümanlar, Hristiyanların beddam günü "gâvurların ağırlığı üzerimize çökecek" düşüncesiyle erken kalkarlarmış. O gün evde temizlik yapılmaz imiş. Hocanın verdiği böcek duası kapı üzerine yapıştırılıp komşuların kapısı önüne sabah erkenden taş konurmuş.
Sıra Gezme : eskiden uzun gecelerde eş dost bir araya gelip "sıra gezelim" derlerdi. Kura çekilir ve bir ev belirlenirdi. Masraflar paylaşılır (kubaşma) ve o evde ziyafet verilirdi. Bu gelenek zamanla unutulmuş, kaybolmaya yüz tutmuştur.
Kurban Bayramı : Bayram namazından sonra kurban kesilir ve yakınlara ve fakirlere dağıtılır. Bir parçası da evde kalır. Kurban kemiklerinin köpekler tarafından yenmemesi için kemikler toplanıp gömülür.
Hıdırelez : (Hıdır ellez) İsim olarak Hızır ve İlyas adlı peygamberlerden türetilmiştir. Ankara yöresinde hıdırellezin gözükmediğine fakat otları kamçıladığına inanılır. O yılın bereketli geçmesi umuduyla kapı söğesine para kesesi asılır. Evin avlusunda, içinde hamur olan iki kaşık kıbleye karşı konur. Bunlardan birisine bu sene kısmet var" diğerine ise "bu sene kısmet yok" diye niyet edilir. Sabaha kadar hangi kaşıktaki hamur kabarırsa onun niyetinin gerçekleşeceğine inanılır.
Haymana'ya yakın köylerde Hıdırellez günü köy halkı Kutluhan Türbesi ve cami etrafında toplanırlar. Büyük bir şenlik düzenlenir, kurbanlar kesilir, ye- mekler hazırlanır, oyunlar oynanır. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.
Koç Katımı : Köyde bulunan koçlardan iri bir tanesi süslenir, alnına gelin pullusu bağlanır ve salıverilir. Salıverildiğinde eğer koç kara bir koyuna yanaşırsa o kışın hafif, yok eğer beyaz bir koyuna yanaşırsa o kışın sert geçeceğine inanılır. Koç yürümesi (koçun koyunlara yanaşması) kasım ayından önce olursa bu olaya "koç kaçması" denir.
Düğün Sofrası:
Ertesi gün damat akrabaları gelin evinde toplanır. Gelin, sabah, yatağını toplamaz. Yatağın altına damat belli bir miktar para bırakır. Güvenilir bir kadın yatağı toplar ve parayı alır.
Duvak Günü: Geline düğünden sonra duvak yeniden giydirilir. Gelin dış kapının önünde ayakta bekletilir ve köydeki genç kızlar geline bakarlar. Bu olay 2-3 saat kadar sürer. Daha sonra gelin içeri girer. Düğün evi tarafından konuklara yemek verilir, yemekten sonra kadınlar tarafından oyunlar oynanır. Gelin tarafından "bereketi" simgelediği inancıyla evin içine buğday saçılır.
Elmadağ köylerinde düğünden sonra yeni gelme kasnak çer (bir çeşit baş örtüsü) yapılır, yeni gelin 2-3 gün evden çıkartılmaz.
Ankara merkeze yakın Kayaş gibi köylerde ise damat ve gelin gerdek gecesi sabahı gelin tarafından önceden hazırlanan "dürü" adı verilen hediyeyi yakın akrabalara dağıtırlar ve ellerini öperler. Bu dürüde erkekler için gömlek, çorap, mendil, kadınlar için de başörtüsü, çorap, elbiselik kumaş bulur.
Günümüz Ankara’sından derlediğimiz örneklere ek olarak eski Ankara'da (1850 yıllarında) bir gelin getirme olayını da vermeyi uygun gördük. (Şeref Erdoğdu'nun derlediği biçimiyle sunulmuştur:)
"Bir yıldan beri sürüp gelen düğün hazırlıkları bitmiş, günlerdir, dedikodusu yapılan gün gelip çatmıştı.
Aşağı Yüzden kalkan muazzam seymen alayının başında, çifte davul, zurna, arkasında, heyecan ve neşe dolu naralarını atan seymen zeybekleri, onların arkasında yeleleri ve kuyrukları süslenmiş, Osmanlı eğerlerinin terkisine sokulmuş, cirit deynekleri ve ellerinde maşallama (Meşale)lar olduğu halde doru, kır, ağız atlar üzerine kasılmış efeler, gelin almak için Karaoğlan'dan Koyunpazarına çıkan, dar kaldırımlı yoldan, yokuşa doğru, ağır, ağır ihtişamla ilerliyor..
Koyunpazarı'nın en hakim yerine kurulmuş koca konağın, büyük iki kapısını kariatları ardına kadar açılmış, geniş ve büyük hayatta, yer yer kurulmuş ocakların üzerinde büyük kazanlarda çorba, geniş tavalarda, zerde, pilav, kollarını sıvamış iki ahçı geniş bir sini içinde, baklava hamuru açıyor. Yedi mahallenin fakirinden zengine kadar, kurulan meydan sinilerinin etrafında, oğlan evinin bütün hakçısı (gelen alay) olduğu hâlde dizilmişler, güle oynaya şakalaşarak, yemeklerini yerken, dört davul, dört zurna alabildiğine coşmuştur. Bu hal insanın içine ılık, ılık akan tatlı bir heyecan, verirdi.
Yemekler yenmiş, herkes düğün alayındaki yerini almak üzere dağılmıştır. Kız evinde yalnız küçük çocuklar ve kadınlar kalmıştır. Konakta odalara telaş ve heyecanla girip çıkan kadınlar, acele, acele sağa sola koşuşan genç kızların, bu hâlinden artık gelinin hazırlandığı ve yola çıkacağı anlaşılıyordu.
O zamanın Ankara'sında gelin, faytonlarla değil, Tahtırevan denilen bir taht misali sallarla götürülürdü.
Tahtırevan, işlenmiş oyalı ağaçlardan yapılmıştır. Üzerinde, kalın ve büyükçe dört kulbunda dört halkası bulunurdu. Bu halkalardan koşulan iki atın eğerlerine bağlanır, üstü ve yanları Halep topu kumaştan süslenir, koşulan atların boyunlarına çan ve ziller, ayrıca çevreler (Sim ve pullarla işlenmiş ipek ve yün karışımı kumaş) asılırdı. Böylelikle Tahtırevan kapıya yanaştırılır ve iki üç ayaklı merdiven kurularak gelinin bilinmesi sağlanırdı.
Gelin, işli harbalı entarisini giymiş beline hasır örgülü altın suyuna batmış gümüş kemerini takmış, yüzü varaklanmış, kahkülleri kulak hizasına kadar kesilmiş, saçları kılavan telleriyle kamçı örülmüş, başı taç yapılmış, taçın üzeri elmas çiçekler ve elmas gerdanlıkla çevrilmiş, akar su bilezikle donatılmış ve taçın üzerine gelin duvağı örtülmüş kümçı tel kılavanların çıkardığı ahenkli hışırtı ile ağır, ağır tahtırevana yaklaşır ve iki kız arkadaşının yardımı ile tahtırevandaki koltuğuna oturur; Ayrıca gelinin başına bu güzel giyinişini ve görünüşünü kapatan büyükçe işlenmiş ipekli bir örtü örtülürdü.
Gelin tahtırevana çıkarken başına serpilen paraları, küçük çocukların birbirini ite kalka kapışmaları, atılan bir avuç yeme üşüşen kuşlar gibidir.
Annenin, kızının geçmişinin iyi, ömrü boyunca mesut olması için aynaya su dökmesi adeti bu gün bile yaşamaktadır.
Gelin alayı artık harekete hazırdır. Düğün seymen alayının sıralanışı şöyledir:
Tahtırevan önünde gelinin yükünü taşıyan, (Yatak, yorgan, çeyiz sandığı) boyunlarında zil ve çanlar asılmış, eğer kaşlarına bayrak sokulmuş süslenmiş iki üç at, bunların arkasında yaya olan ellerinde kırılacak eşyalar, bürüncekler içinde sarılı olduğu hâlde çocukların sıraya girdiği görülür. Eğer kız okumuş ve kültürlü ise bir rahle üzerine Kur'an-ı Kerim konur ve üzeri bürüncekle örtülür.
Tahtırevanın arkasında iki etek üç etek kadife ve atlastan yapılmış, canfes, üzerleri sim, gümüş, geverse ve gümüş pullu ve sırma işlemeli Bindal entarileri giymiş ve bunların üzerine de renk, renk yollu ipek Bağdat çarlarını çarlanmış kadınlar, atlara binmişlerdir. Buna (Koşu) denilirdi. Daha sonra bu koşular Faytonlarla yapılırdı.
Bunların arkasında davul zurna ve oğlan evinin zeybekleri bulunur. Zeybekler, davul zurnanın, coşturucu nağmelerine ayak uydurarak bıçaları ise seymen zeybeği oynayarak, pala ve kılıç şakırtıları, doh, doh naraları ve arasıra atılan silah sesleri, birbirine karışarak, yollara dizilmiş seyircileri bir heyecan kasırgası içinde bırakırdı. (Bu dizilişe, hak, alaya katılana da hakçı denilirdi).
Daha arkada atlı seymenler yer alırdı. Düğün seymen alayının önüne her mahallede ya kalın ip çekilir, ya da taşlarla yol kesilir ve bahşiş almadan yol açılmazdı. Bu arada açıkgöz bir çocuk gelinin yükü arasından kaptığı bir baş yastığını, doğruca güveye götürür ve gelinin yola çıktığını müjdeler, bahşişini alırdı.
Yapılan bu büyük zengin düğünlerine kasaba düğünü denirdi. Düğün, en az bir hafta devam eder, müddet içinde pehlivan güreşleri tertip edilir, cirit oynanır ve geceleri de sinsin alayı tertip edilerek, öylece bir hafta davul zurna durmadan çalardı."
Yağmur Duası:
Tarım hayatında yağış önemli yer tutar. Köylünün düşüncesine göre doğanın tek sahibi ve de hakimi olan Tanrı, yağmuru ister yağdırır, isterse yağdırmaz; özellikle kullarını cezalandırmak için ya çok yağdırır ya da hiç yağdırmaz. İşte bu nedenle, modern teknolojinin olanaklarına sahip olmayan köylüler yaşamlarını sürdürmek için, Tanrı'dan, ürünün bağımlı olduğu değişkenlerden biri olan yağmuru istemektedirler. Bu isteğin imam aracılığıyla düzenli yapılması ve yaygınlığı, yağmur duasını dinsel bir tören şekline dönüştürmüştür.
Dua Öncesi Hazırlık:
Çoğunlukla köy yaşlılarının bir arada bulunduğu Cuma namazında namaz öncesi ya da namaz sonrasında kuraklıktan, susuzluktan, yanmakta olan ekinlerin durumundan söz edilerek yağmur ihtiyacı üzerine durulur. Yağmur duasına çıkmaya karar veren erkekler önce duanın gününü saptarlar. Sonra imam aracılığıyla karar, camidekilere duyurulur. Dua günü yapılması gereken hazırlıklar saptanır. Önce yedi bin adet çakıl taşı toplanır ve her taşa bir dua okunur.
Köyün ileri gelenleri köy odasında oturup evlerden toplanan paraların listesini hazırlarlar: Listede dökümü yapılan evlerden toplanan paralarla törende kesilecek kurban satın alınır. Kurban satın almada pazarlık yapılmaz.
Dua Günü:
Hazırlıkların yapılmasından sonra, duadan bir gün önce köy . imamı aracılığıyla minareden köy halkına çağrı yapılır. Duaya, genç kızlar ve kadınlar, çocuklar dahil (yüreyemeyecek kadar hasta, yaşlı ve özürlü olanlar hariç) herkes katılmak zorundadır. Suçlamalara hedef olmamak ve köylüler tarafından kınanıp, horlanmamak için, bu işe inanmayanlarda duaya katılmaktadırlar.
Yağmur duası günü, cami de sabah namazında bulunan köy erkekleri namazdan sonra köy yakınındaki mezarlığı ve türbe, yatır gibi bir - iki "ziyareti" dolanır gelirler. Amaç, biraz oyalanarak duaya katılacak kalabalığın, davarı sürüye, hayvanları sığıra salmasına fırsat vermek, çocukların uyanıp hazırlanmalarını beklemektir. Güneşin doğup biraz yükselmesiyle cami önünde toplanan kalabalık imamın duasına "Amin" diye cevap verir. Bunu duyan aile reisi acele boy abdestini alıp, karısına ya da kızına "çıkı"nın hazırlanmasını söyler. Çıkıya dağda kurban etiyle pişirilecek pilav için, bulgur, yağ, tuz ve ekmek konur. Duaya katılan her aile böyle bir çıkı hazırlamak zorundadır. Başta köy imamı, iki yanında da dua okumada ona eşlik edecek olanlar, onların arkasında orta yaşlılar ve gençler, en arkada da kızlı, oğlanlı bebeler toplu durumda yürüyüşe geçerler. Yürüyüşün hedefi, yörenin en yüksek yeri veya mezarlığıdır. Yol üzerideki bir dereden geçerken, torbadaki yedi bin taş dua ile suya dökülerek ıslatılır. Duaların arkası hiç kesilmez, eller aşağıya doğru yağmurun toprağa düşmesini kolaylaştırırcasına bir taklitle, "Amin" diye bağırılır. Taşları ıslatma işi biter bitmez, birinin "Bir ilkitir (ailenin ilk doğan erkek çocuğu) yakalayın laan" sözü üzerine ailenin ilk doğan erkek çocuğu kol paça yakalanıp, elbisesi ile suya atılıp ıslatılır. Bağırma çağırma arasında hızını alamayanlar, birden fazla ilkidi yakalayıp sırayla suda ıslatırlar. Islananlar elbiselerinin suyunu sıkmadan kurumak zorundadırlar; çünkü, suyu hoş karşılamak gerekmektedir.
Dağın en yüksek tepesine varıncaya kadar "ziyaret" sanılan her taş yığını başına toplanan kalabalık, dua okur ve "Amin" der. Bir "ziyaret"ten diğerine yürürken de, imam ve onun yorulduğu yerde eşlik edenler şu dizeleri tekrarlarlar:
İmam -Ya İlahi İsmi Azam Hürmetine EL Aman Rahmetini Bizlere Eyle İhsan Ya Rahman.
Topluluk -Amin
İmam -Ya İlahi, Amin Çağıran Sübyan Çocuklar Hürmetine EL Aman
Topluluk -Amin
İçme suyu olan bir yere kadar yürünür ve burada mola verilir. Burada yağmur duası yemeği yenilip duayla kurban kesilir. Yere serilen bir "pala" üzerine her aile reisinin getirdiği bulgur boşaltılır; büyük bir kaba yağlar boşaltılır; tuzlar bir araya getirilir. Kesilen kurbanın etleri parçalar hâlinde, kaynayan kazana atılıp pişirilir. Ocak başında etin haşlanıp, pilavın pişirilmesine yardım edecek olan hizmetliler muhtar tarafından seçilir ve geri kalanlar yükseklere çıkarak yakarmaya devam ederler. Dağın doruğuna ulaşıldığında; mola verilip önce öğle namazı ve sonra, Allah rızası için iki rekat yağmur namazı kılınır.
Kazanlarda etsuyuyla pişen pilav hazır durumda duadan dönen grubu beklemektedir. Her aile reisi, heybesinden çıkardığı iki kapla, kazan başında sıraya girer; payedici, önce etleri eşit oranla üleştirir, sonra pilavı verir. Et ve pilavlarını alanlar, öbek öbek yere oturup yemeğe başlarlar. Her grup karnını doyurur ve artanını da eve götürmek üzere heybesine koyar. Öğle sonu, ikindi vakti, grup aynı duaları tekrarlaya tekrarlaya köye döner. Köye inildiğinde oyuna doymayan çocuklar, kümeler oluşturup dörtlükler söylemeyi sürdürürler:
Yağmurçuğum yağı ver,
Kuyucuğum doluver,
Ekmek getir yiyelim,
Kaytan getir içelim.
Tarlada çamur,
Teknede hamur,
Ver Allahım ver
Sulu sulu yağmur.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara Mutfağı
« Yanıtla #11 : Temmuz 12, 2007, 02:40:22 ÖÖ »
Ankara Mutfağı
Eski Ankara mutfağı evin büyük bir kısmını meydana getirirdi. Bir tarafta ocak ve tandır, bir tarafta kışlık erzakın muhafaza edildiği kiler bulunurdu. Kilerler genellikle iki katlı olur ve yukarı kısmına müsandere denirdi. Mutfağın bir kenarına kağnılarla gelen odun kırılıarak istif edilirdi. Mutfağın bir köşesinde de raflar dizilmişti. Yemekler yere serilen sofralarda yenirdi. Önce büyükler sonra ev halkı otururdu.

Ankara Yemekleri:
[/align]
1-Çorbalar
Aş Çorba (Ayaş-Ankara), Miyane Çorbası (Ankara), Dutmaç(Ankara), Tarhana Çorbası (Ankara), Keşkek Çorbası (Ankara), Toyga Çorbası (Ankara).
2-Et Yemekleri
Ankara tavası (Ankara), Alabörtme (Sorgun-Güdül), Calla (Ortabereket-Ayaş), Çoban Kavurması (Ankara), İlişkik (Demirtaş-Ankara), İrişkik (Sirkeli-Çubuk-Ayaş), İrişilik (Ayaş), Kapama (Ankara), Orman Kebabı (Ankara), Patlıcanlı Et(Ankara), Sızgıç(Ankara), Siyel (Ankara), Siyer (Ankara)
3-Pilavlar
Bici (Güdül), Sebzeli Bulgur Pilavı(Ankara) Oğmaç Aşı (Beypazarı), Pıt Pıt Pilavı (Ankara)
4-Köfteler
Kadınbudu köfte (Ankara), Mücirim Köftesi (Ankara), Yumurtalı Köfte (Ankara), Tohma (Ankara, Tiritli köfte (Ankara)
5-Dolmalar
Efelek Dolması (Ankara), Şirden dolması (Ankara), Yalancı dolma (Ankara), Yaprak Dolması (Beypazarı)
6-Börekler-Çörekler
Altüst Böreği (Ankara), Ay böreği (Ankara), Bohça Böreği (Ankara), Entekke Böreği(Ankara), Gömme(Beypazarı), Poğaça (Nallıhan), Homman (Akdoğan-Kızılcahamam), Kaha (Kalecik), Kol Böreği(Ankara), Papaç (Keskin), Pazar böreği (Ankara), Yalkı (Kozalan-Beypazarı).
7-Yemekler
Cancıran (Büyükafşar-Ankara), Bici aşı ( Beypazarı), Cılbır (Gürdül), Göçel (Beypazarı), Göter (Ankara), Kalle (Gürcü köyü-Kızılcahamam), Kapuska(Kalecik), Domates salçası (Kalecik), Keşkek Yemeği (Nallıhan), Köremez ( Karahoca, K.Haymana/Üçem K.Bala), Mıhlama (Kızılcahamam), Maç (Kılıçlar K.Ankara), Papara (Ankara), Saz (Başköy-Ankara), Tamtak İridi (Ankara), Topaç (Bala).
8-Hamur İşi Yemekler
Bazlama, Cızlama (Ankara), Gözleme (Ankara), Nevzime (Ankara), Öllüğün Körü(Ankara), Su böreği (Ankara).Mantı(Ankara),
9-Tatlılar-Kompostolar-Hoşaflar
Ayva Boranası (Ankara), Bırtlak (Güdül), Datlaş (Ayaş), Ekir (Şereflikoçhisar), Fıslak (Ankara), Höşmerim(Ankara), Kabak Tatlısı (Arkatça K. Nallıhan), Karga beyni (Ankara), Kar helvası (Ankara), Kaygana (Ankara), Köyler(Şabanözü-Polatlı), Omaç Helva (Bahşılı Keskin), Perçem (Beypazarı), Saraylı (Ankara), Tiltil Helvası (Ankara), Tuhafiye (Ankara), Zerdali boranası (Ankara), Zerdali Hoşafı (Ankara).
10-Ekmekler
Balamacın (Beypazarı), Bezetleme (Kızılcahamam), Bezdirme (Ankara), Gizleme (Kızılcahamam), Çepit (Bala), Ebem Ekmeği (Ankara), Göbü (Kalecik-Çiflik Köyü), Kabalı (Bala), Kartalaç (Haymana-Beypazarı), Kömbe (Ankara), Kete (Ankara), Saçkıran (Karahoca K.-Haymana), Şerit (Beypazarı), Şaplak (Haymana), Şebit (Güdül), Şipleme (Polatlı), Yarımca (Beypazarı).
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara Hakkında; Bunları Biliyormuydunuz?
« Yanıtla #10 : Temmuz 12, 2007, 02:39:26 ÖÖ »
Ankara Hakkında; Bunları Biliyormuydunuz?
Kent yada şehir sosyolojisi bilgisine hakim insanlar derler ki: halk yaşadığı şehri sevip, tanıyıp, sahiplenmelidir. Örneğin Ankara'da oturuyorsa ve kendine nerelisiniz diye sorulursa doğduğu, kütüğünün bulunduğu ya da büyüdüğü şehri değil yaşadığı şehri söylemelidir.
Ancak bu şekilde şehir sahiplenilmiş olur ve şehirde olup bitene karşı hassas, sorumlu olunur. Bugün şehirlerimizin sahipsiz kalmasının sebebi bizleriz galiba.
“Amerikan Pasajı” olarak da bilinen İzmir Caddesi’ndeki Lale Pasajı’nın 60’lı, 70’li yıllardaki müdavimleri arasında Zeki Müren, Bülent Ersoy, Müzeyyen Senar, Emel Sayın ve Ajda Pekkan’da varmış meğer.
Balgat semtinin ismi, tanrılar tanrısı anlamına gelen “Baal-Gat” tan gelmesi ve belki de burada bir zamanlar büyük bir tapınağın bulunuyor olması ihtimali varmış meğer...
Abidinpaşa semtine adını veren Abidin Paşa, Ankara’nın 18.yüzyıl valilerindenmiş. Ankara’ya suyu ilk getiren yönetici olarak bilinen Abidin Paşa, en havadar yeri tespit etmek için şehrin çeşitli yerlerine ciğerler astırmış ve onların durumlarına bakarak oturacağı yeri tespit etmiş. En son, bugün Abidinpaşa semtindeki tarihi köşkün yerinde duran ciğer çürüdüğü için burayı mesken tutmuş.
Ankara’da 800 bin civarında Çorumlu yaşıyormuş. Çorumluların kurduğu180 civarındaki dernek bir federasyon halinde örgütlenmiş ve federasyonun Ulus’taki büyük binasında her ayın 19’unda saat 19’da, 19 plakalılar (yani Çorumlular) toplanıyorlarmış.
Ankara genel olarak güvenli, düşük riskli bir yer olduğu için, Ankaralı AKUTçuların özel bir misyonu da diğer bölgelerdeki AKUTçular için ilk yardım ekibi olarak alarmda bulunmakmış.
Ankara Kalesi’nin hemen yanıbaşındaki saat kulesi, Abdülhamit döneminde başlatılan ve merkezi yönetimin gücünü göstermek amacı taşıyan “Her şehre bir saat kulesi” akımının bir ürünüymüş.
Çin ve Japonya’da uzun ömür ve sonsuzluğun simgesi sayılan Gingko Biloba ağaçlarından biri, hem de 200 yıllık bir tanesi Ankara Garı’nda bulunmaktaymış.
 
Abdi İpekçi Parkı’ndaki “Eller”, Yüksel Caddesi’ndeki “İnsan hakları”, Gar Meydanı’ndaki “Miras”, Cinnah Caddesi başındaki “Su perileri”, Olgunlar Sokak’taki “Madenci”, Bakanlık’taki TESK binası önündeki “Atatürk ve Kuvva-i Milliyeciler” gibi Ankara’nın pek çok ünlü heykelinin altında aynı heykeltıraşın ismi varmış: Metin Yurdanur.
1914 nüfus sayımına göre Ankara’da 11.646 Ermeni yaşıyormuş. O yıllarda özellikle Kale ve çevresindeki mahalleler ile Etlik ve Keçiören’de oyuran Ermeniler terzilik, kuyumculuk, nalbantlık ve ayakkabıcılıkta Ankara’nın önde gelenleriymiş.
Ulus’ta Posta Caddesi’nden Opera Meydanı’na kadar uzanan tarihi ve ucuz Çerkez Sokak’taki 300 civarındaki esnafın büyük bir çoğunluğu dükkanlarını Musevi kökenli vatandaşlarımızdan kiralamışlar.
Maltepe’den Ankara Garı’na uzanan yeraltı çarşısında satılan ürünler arasında en çok ilgi çekeni, askerlerin memleketteki sevdikleri için özel anonslarla doldurttukları “Bayandan Anonslu Kaset” lermiş meğer. Şarkılar arasındaki kişisel mesajları çoğu üniversite öğrencisi olan kızlar okuduğu için böyle anılmaktaymış bu tür kasetler.
Birbirlerini tanımayan, yalnızca internet üzerinden iletişimde bulunan insanların, şehrin merkezi yerlerinde buluşup hep birlikte gökyüzüne bakmak, yastık savaşı yapmak, ayakkabılarını çözüp bağlamak gibi garip şeyler yapıp dağılmalarına “flashmob” deniyormuş ve Ankara’da da böyle şeyler yapan bir grup varmış.
Ankara Garı’ndaki müze evi Mustafa Kemal 1920-22 yılları arasında konut ve karargah olarak kullanmış. Aynı evde kendisinden önce İngiliz işgal kuvvetlerinin komutanı Vitol kalmış. Mustafa Kemal’in Çankaya’ya taşınmasının ardından buranın üst katında Kılıç Ali ve ailesi, alt katında da İsmet İnönü ve ailesi oturmuşlar.
Petroseksüel diye, arabasına normalin üzerinde bir tutkuyla bağlı, onunla herkesin kolay kolay anlayamayacağı yoğunlukta bir ilişki kuran erkeklere deniyormuş ve Ankara’da da bunlarda bir hayli varmış. Hem de son derece organize bir biçimde...
“Computer” kelimesini Türkçe “Bilgisayar” olarak karşılayan kişi, bilgisayara bilgisayar diyen adam, Hacettepe Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezi’nin ve Türkiye Bilişim Derneği’nin kurucusu, Prof. Aydın Köksal imiş. Édonanım”, “yazılım” gibi kelimeler de ona aitmiş.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara (Tiftik) Keçisi
« Yanıtla #9 : Temmuz 12, 2007, 02:38:31 ÖÖ »


Ulusal Hayvanlarımız[/align]
Ankara Keçisi
Ankara keçisi bazı araştırıcılara göre Capra prisca isimli vahşi keçiden kök almıştır [Antoniusi1922, Adametz, 1926a ve 1928]. Ancak Schreiner [1898], Ankara keçisinin atasının İran vahşi keçisi Capra aegagrus olduğunu kabul etmektedir.
Ankara keçisi veya bu keçinin yakın bir varyetesi, Orta Asya orjinli bir kavim olan Sümerler tarafından büyük bir olasılıkla milattan 4000 yıl kadar önce biliniyordu. Sümerler tarafından Mezopotamya bölgesine yakın yaylara ve daha sonra XIII. yüzyılda Oğuz Türkleri tarafından Ankara yöresine getirildiği sanılan Ankara keçisi tipindeki keçilerin, kuvvetli bir olasılıkla Hazar Denizi ile Aral Gölü arasındaki bölgeden kaynaklanmış olabileceği sonucuna varılmıştır.Ancak bu konuyu inceleyen bilim adamlarının çoğu Ankara keçisinin orjininin Orta Anadolu´nun Ankara yöresi olduğunu bildirmişlerdir. Akıncı [1924] da bu keçinin 2400 yıldan beri Ankara civarında yetiştirildiğini kaydetmektedir. Kaynak ne olursa olsun genel kanı,Ankara keçisinin bilinen özelliklerini Orta Anadolu Yaylası´nda ve özellikle o zamanlar Angora olarak anılan yörede kazandığıdır.


[/align]

Uzun yıllar sadece Anadolu´da yetiştirilen Ankara keçisinin XVII.yüzyılın ortalarından itibaren küçük partiler halinde Hollanda, İngiltere, İtalya ve Fransa´ya götürüldüğü, fakat adaptasyon güçlükleri nedeniyle bu girişimlerin başarısız kaldığı görülmektedir. Buna karşılık, bugün Türkiye dışında Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika Cumhuriyeti´nde Ankara keçisi yerleşmiş durumdadır. Bu iki ülkeden başka Lesotho, Arjantin, Sovyetler Birliği, Avustralya ve Yeni Zelanda´da da sınırlı ölçüde yetiştirilmektedir. Son yıllarda Hindistan, Pakistan, Fransa ve Kenya gibi ülkelerde de Ankara keçisi yetiştiriciliğine bir yönelme görülmektedir.
Tiftiğin Türkiye´den ihraç edilmesine ilk kez 1820 yılında başlanmıştır. İngiltere´de 1835 yılından itibaren tiftik büküm tekniğinin geliştirilmesi, Türk tiftiği için büyük bir istek doğmasına yol açmıştır.
Ankara keçilerinden elde edilen tiftik, gümüş beyazı rengi, parlaklığı, uzunluğu, elastik olması, dayanıklılığı, iyi boya alması ve diğer tekstil elyafı ile karışabilmesi gibi özelliklerinden dolayı en çok aranan tekstil hammaddeleri arasında yer almaktadır. Tiftik döşemelik ve perdelik kumaş yapımının yanında yün, pamuk ve sentetik elyaf gibi daha düiük değerli elyafla karıştırılarak, elbiselik kumaşların ve örgü materyalinin imalinde de kullanılmaktadır.

[/align]
Türkiye´de Ankara keçileri,başlıca, deniz seviyesinden 800 metre yükseklikteki Orta Anadolu Yaylası´nda yetiştirilmektedir. Bu bölge denizden Karadeniz ve Akdeniz boyunca uzanan sıradağlarla ayrılmıştır. Bölgenin büyük bir bölümünü fakir otlaklar ve step karakterindeki alanlar oluşturmaktadır. İklim yarı-kurak ve yıllık yağış miktarı ortalama 400 mm,daha iç kesimlerde 200 mm kadardır.Bu bölgelerde yağlı kuyruklu koyun ırkları ile keçilerin yetiştirilmesi halka daha ekonomik koşullar sağlamaktadır. Ayrıca Ankara keçileri rutubetten oldukça çabuk etkilenerek ırk özelliklerini kaybetmekte, özellikle tırnak hastalıklarına daha kolay yakalanmaktadırlar. Kireçli ve alkali topraklı merálarda ise tiftiğin yağıltısı ve dayanıklılığı azalmaktadır. Bu nedenlerle, step bölgelerinde kendisine uygun ortam bulabilen Ankara keçisi, Türkiye´nin sahil kesimlerinde yerini kıl keçisini terk etmektedir. Orta Anadolu´dan başka, Güney-Doğu Anadolu´nun Siirt ve Mardin illeri civarında da sınırlı sayıda siyah, kahverengi, bej ve gri renkli Ankara keçileri yetiştirilmektedir.
Türkiye´de Ankara keçilerinin en yoğun olarak bulundukları il Ankara´dır. Ankara´yı Konya, Eskişehir, Afyon, Çankırı, Kastamonu, Yozgat, Çorum, Niğde, Kırşehir ve Bolu illeri izlemektedir.

[/align]
Ankara keçisi et ve süt hayvanı değildir. Buna karşılık kırsal kesimlerde etinden ve sütünden yararlanılmaktadır. Ankara keçisinden yararlanma konusunda, tiftik, et ve süt arasında sırasıyla yaklaşık olarak %60, %30 ve %10 gibi bir dağılım olduğu görülmektedir.
Türkiye, dünya tiftik üretiminde başta gelen ülkelerden biri olmasına rağmen, elinde bulundurduğu Ankara keçisi sayısına göre üretim miktarı oldukça düşüktür. Bunun nedeni, keçi başına tiftik verim düzeyinin düşük olmasıdır.
Ankara keçilerinin başta tiftik verimi olmak üzere önemli verim özelliklerinin arttırılması için, genetik yapılarını geliştirecek ıslah programlarını sistemli bir şekilde uygulamak ve bunu bakım-besleme koşullarını düzelterek desteklemek gerekmektedir. Genetik yapının iyileştirilmesi, damızlık olarak kullanılacak hayvanların seçimi, yani seleksiyon ve bunlara uygulanacak birleştirme metodlarının belirlenmesinden sonra gerçekleştirilebilir. Ancak Ankara keçileri saf olarak yetiştirilmesi gereken bir ırktır. Diğer tür hayvanlarda ve diğer keçi ırklarında, düşük verimli bir ırkla yüksek verimli bir ırkın birleştirilerek, düşük verimli ırkın genetik yapısının iyileştirildiği gibi, Ankara keçilerinin başka bir ırkla birleştirilmesi düşünülemez. Bu yüzden, bu keçilerin genetik potansiyellerinin arttırılması için, öncelikle etkin bir seleksiyon ve diğer ülkelerden yüksek verimli damızlıkların getirilerek kan katma yönteminin uygulanması gerekmektedir.

[/align]
Çiftlik hayvanlarının verim özellikleri genotip ve çevrenin ortak etkileri altında oluşmaktadır. Verim özellikleri üzerindeki çevre etkileri, üstün genetik değerli bireylerin tanınmasını güçleştirerek seleksiyonda, damızlığa ayrılacak bireylerin iyi belirlenmesindeki isabet şansını, dolayısıyla genetik ilerlemeyi azaltmaktadır. Zira, seleksiyonda başarının en önemli koşulu, genetik kapasitesi yüksek bireylerin isabetli bir şekilde tanınabilmesidir. Bu tanımadaki isabetin ölçüsü, kısaca, genotipin fenotipe regresyonu olarak tanımlanan kalıtım derecesidir. Kalıtım derecesi yüksek olan özellikler için, fenotipik değerlere göre yapılacak seleksiyon başarılı olacaktır. Fakat kalıtım derecesi düşük olan karakterlerde, fenotipin genotipi karşılama şansı daha az olduğundan seleksiyondaki isabet derecesi de az olacaktır. Bu gibi karakterlerde, kalıtım derecesinin düzeyini, dolayısyla seleksiyonun isabet derecesini arttırmak için, fenotipik değerler üzerindeki, etkileri kantitatif olarak belirlenebilen çevre etkilerinin eleminasyonu, yani standartlaştırılması gerekmektedir.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara (Angora) Kedisi :)
« Yanıtla #8 : Temmuz 12, 2007, 02:37:16 ÖÖ »
[/align]
Ankara Kedisi
 
Ankara kedisi, kökeni çok eskilere dayanan ve zaman zaman tartışmalara neden olan, zarif, dünyevi olmayan, güçlü ve dikkafalı bir türdür. Saf ve doğal bir kedi türü olmasının yanı sıra Türkiye’nin ulusal hazinelerinden biri olarak görülür. Ankara kedisi pek çok kişi tarafından orjinal uzun tüylü kedi olarak kabul edilir.
Eski adıyla Angora olan Ankara, ipeksi, zarif desenli ve uzun postlu hayvanların evi olarak bilinir. Ankara kedileri hala Türkiye’nin köylerinde ve kırsal yerlerinde, yüzyıllardır neredeyse hiç değişikliğe uğramadan dolaşmaktadırlar. Bu kadar zaman boyunca hayatta kalmalarını sağlayan özellikleri, oldukça içgüdülerine bağlı ve son derece zeki olmalarıdır. Günümüzde, özgür yaşamak yerine insanlarla yaşamaya alışmış olsalar da, kendilerine özgü güçlü kişilik özelliklerini korurlar. Bir ankara kedisi beslemiş ya da görmüş olan biri bu gerçeği bilir.

 
[/align]
Eskiden Angora olarak bilinen Ankara’da ortaya çıkan Ankara kedisi, Avrupa’da görülen ilk uzun tüylü kedi olarak bilinir. 10. yüzyılın başlarında Viking’ler tarafından Avrupa’ya getirildikleri ve bu yüzden günümüz uzun tüylü kedilerinin ataları oldukları bilinmektedir. Bugünkü Ankara kedisi, varlığını 60’lı yıllarda kendisinden Amerika’ya, sonra da Avrupa’ya ithal edilen Ankara Hayvanat Bahçesi gibi kuruluşlara borçludur.
Ankara Kedisi 16. yüzyılın sonlarında bilimadamı Claude Fabri de Peirese ile birlikte Fransa’ya varmıştır. Vücudunun güzel ve oryantel yapısı kısa zamanda popüler olmasını sağlamıştır. 1868 yılında bir İngiliz yazar tarafından, “genellikle boyun kısmında uzun, gümüşe çalan muhteşem ve farklı tüylere sahip güzel bir kedi” olarak tanımlanmıştır. Bu türün beyaz rengi, türünün gerçek temsilcisi olarak görüldüğünden, beyaz kediler için Ankara Hayvanat bahçesi tarafından bir üreme programı başlatılmıştır.

[/align]
Ankara kedisi, Türkiye’de çalışan Amerikalılar tarafından 1962 yılında tekrar keşfedildi. O zamanlarda tam 45 yıldır kontrollü bir üretim programı uygulanıyordu. Ankara kedilerinin kökeni Türkiye’ye göç edip, büyük olasılıkla Manul Kedisi’nden türemiş evcil kedilerini beraberlerinde getiren Tatar’lara kadar inebilir.
Ankara kedileri çok zeki, cesaretli ve sahiplerine bağlı kedilerdir. Evde çıkılmamış hiçbir dolap, açılmamış hiçbir kapı bırakmayan, kendilerine ait atletik bir zarafetleri vardır. Sosyal ve oyuncu kedilerdir. Oldukça yaramaz (hırçın) olan kuzenleriyle kıyaslandıklarında genellikle iyi huyludurlar. Yaşadıkları coğrafi konum dolayısıyla sudan pek hoşlanmazlar; ki bu durum Van kedilerinde tam tersidir.
Ankara kedisi, sahibiyle hayatınının ve evinin her yerinde birlikte olmak ister. Birlikte yaşadığı kişiye derin bir sevgi duyar ve karşılığında da aynı sevgiyi almaktan hoşlanır. Sahibi nerede olursa olsun ve ne yaparsa yapsın, yaptıklarından haberdar olmak için yanında olur. Sahibini oldukça abartılı sevgi gösterileriyle ödüllendirir, fakat bir kez birşeyi yapmaya niyetlendiği zaman, en akıllı insan bile onu yolundan geri çeviremez. Yaptığı herşeyi ustalık ve çeviklik ile yapar.

[/align]
Hem erkeği, hem de dişisi harika ve sorunsuz üreyen kedilerdir. Sağlıklı, yapılı kedi yavrularına çok az zorlukla sahip olurlar ve onları yetiştirirken sevgi ve kur yaparlar.
Zeki ve çevik olmasının yanı sıra bazen de çabuk sinirlenen bir kedidir. Sahiplerine istediklerini yaptırmak için onları beceriyle kullanabilecek kadar akıllıdır. Bir Ankara kedisi sahibine oyun oynamayı, susadığı zaman musluğu açmasını ya da tüm dolaplarınızı kilitlemeyi öğretebilir (o küçük patileri inanılmaz derecede yetenekli olabilir).
Ankara kedisinin vücudu uzundur. Uzun bacaklara, uzun bir kuyruğa ve yine uzun ve kaslı, narince yapılanmış bir gövdeye sahiptir. Çok düzgün bir kemik yapısına sahiptir ve zarif bir görüntüsü vardır. Erkek kediler dişilerden büyük olabilir. Uzun bacaklarının arkala tarafları, önlerinden daha uzun olur. Parmaklarının arasında küçük tüyler bulunan, küçük ve yuvarlak patileri vardır. Mevsime göre uzunluğu değişen tüyleri vardır. Günümüzde pek çok değişik renk tüylü Ankara kedisi vardır. En iyi tüylere sahip Ankara kedileri, genellikle üç yaşını geçmiş kedilerdir. Bakılıp tarandıklarında daha da etkileyici tüylere kavuşurlar. Geniş ve badem şekilli gözlere sahiptirler ve renkleri bakır, mavi, altın, yeşil ve ela olabilir. Geniş ve sivri uçlu, dik kulakları vardır. Orta boyda bir buruna sahiptirler. Kuyruklarını yürürken vücut hizasında tuttukları görülür.

[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Tarihi Ankara Resimleri 1
« Yanıtla #7 : Temmuz 12, 2007, 02:35:38 ÖÖ »

Güvenpark Kızılay Meydanı - 1942[/align]
 

1.T.B.M.M ve Eski Sayıştay Binası - 1920[/align]
 

Opera Meydanından Bankalar cad. Görünümü-1953[/align]
 

Zafer Meydanı[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Tarihi Ankara Resimleri
« Yanıtla #6 : Temmuz 12, 2007, 02:34:26 ÖÖ »

Atatürk'ün Ankara'ya Girisi

Ulus Meydanı - 1933[/align]
 

Ulus Meydanı - 1954[/align]
 

Hacıbayram Mahallesi Ulus 1926 -1927[/align]
 

Maliye Bakanlığı Binası - 1930[/align]
 

1.T.B.M.M İstasyon Caddesi - 1930[/align]
 

Julian Stunu Vilayet Binası - 1954[/align]
 

Atış Poligon Bahçesi Hipodrom - 1937[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara Resimler 3
« Yanıtla #5 : Temmuz 12, 2007, 01:56:07 ÖÖ »

Kocatepe Camii


Haci Bayram-i Veli Camii ve Türbesi


Haci Bayram-i Veli Camii ve Türbesi


Bala Camii


Keçiören çesme

I. Türkiye Büyük Millet Meclisi


I. Türkiye Büyük Millet Meclisi


Ankara Kalesi



Ankara Evi[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara Resimler 2
« Yanıtla #4 : Temmuz 12, 2007, 01:52:13 ÖÖ »

AnitKabir


AnitKabir


Atakule


Manzara


Gençlik Parki


Kızılay Meydanı



Sereflikoçhisar Koçhisar Kalesi[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara Resimler 1
« Yanıtla #3 : Temmuz 12, 2007, 01:47:52 ÖÖ »

Çamlıdere 1[/align]
 

Çamlidere 2[/align]
 

Çamlıdere 3[/align]
 

Manzara

Kızılcahamam[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ankara ilinin ilçeleri
« Yanıtla #2 : Temmuz 12, 2007, 01:44:34 ÖÖ »
İlçeleri
Ankara ilinin ilçeleri; Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı ve Şereflikoçhisar` dır.
 
Akyurt : Kent merkezine 33 km. uzaklıktadır. İlçeye bağlı Balıkhisar Köyüne 1 km uzaklıkta, M.Ö. 3000 yılı ortalarından itibaren yerleşime sahne olmuş, Eski Tunç Çağına ve sonrasına ait büyük bir höyük bulunmuştur.
 
Altındağ : Kent merkezine 1 km. uzaklıkta, Selçuklular , Osmanlılar ve daha eski medeniyetleri kapsayan ilçede; Ankara Kalesi, Augustus Tapınağı, Julianus Sütunu, Roma Hamamı, Cumhuriyet Anıtı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Etnografya Müzesi, Kurtuluş Savaşı Müzesi ve Cumhuriyet Müzesi bulunmaktadır. Ayrıca Karacabey, Ahi Şerafettin, Hacı Bayram Veli Efendi, Karyağdı, Gülbaba ve İzzettin Baba Türbeleri ile Hacı Bayram, Aslanhane, Ahi Elvan, Alaaddin, Zincirli ve Kurşunlu camileri de ilçe sınırları içerisindedir.
 
Ayaş : Kent merkezine 58 km. uzaklıktaki Ayaş İlçesi kaplıcaları ile ünlüdür. Karakaya Kaplıcası ile 23 km. batısındaki Ayaş içmelerinin mineralli ve radyoaktifli suların sağlık açısından önemli bir zenginlik kaynağıdır. Karadere Bağlan, Ova Bağları, Arıklar Bağları, Kirazdibi Bağları ilçenin diğer tabiat varlıklarıdır.
 
Bala : Ankara`nın güneyinde yer alan Bala ilçesi sınırlarındaki, ilçeye 35 km uzaklıktaki Beynam Ormanları Balâ ilçesinin olduğu kadar Ankara`nın da önemli mesire yerlerindendir. Burası genellikle çam ormanlarıyla kaplıdır.
 
Beypazarı : Ankara`ya 99 km. mesafede olan Beypazarı ilçesinin tarihi Hitit ve Friglere kadar uzanmaktadır. Beypazarı`nın bir piskoposluk merkezi olduğu, adının önceleri Lagania, Anastasıopolıs olarak değiştirildiği tarihi eser ve haritalardan anlaşılmaktadır.
Beypazarı, tarihi evleri, gümüş işçiliği ve havucu ile ünlü şirin bir ilçedir. Boğazkesen Kümbeti, Suluhan, Eski Hamam, Sultan Alaaddin Cami, Akşemseddin Cami, Kurşunlu Cami, Rüstem Paşa Hamamı, Gazi Gündüzalp Türbesi (Hırkatepe), Kara Davut Türbesi (Kuyumcutekke), Karaca Ahmet Türbesi, ilçe sınırları içerisinde olup görülmeye değer tarihi mekanlardır.
İlçeye 10 km. uzaklıkta bulunan Tekke Yaylası, 44 km uzaklıktaki Karaşar beldesinde bulunan Eğriova Yaylası ve Gölü, Dereli köyü civarında peri bacalarını andıran yapılar ilçenin ilgi çekici yerleridir.
 
Çamlıdere : Ankara`nın kuzeybatısında yer alan Çamlıdere ilçesinin şehir merkezinden uzaklığı 108 km. dir. İlçede Selçuklu dönemine ait Peçenek Beldesinde bir Camii bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Bizans Dönemine ait mezar ve yerleşim yerleri kalıntılarına da rastlanılmaktadır.
 
Çankaya : Çankaya İlçesi, şehir merkezine 9 km. uzaklıktadır. Ankara`nın önemli ilçelerinden olan Çankaya İlçesi, ili merkezine yakın pek çok semti içine alır. Atatürk Orman Çiftliği, Eymir Gölü, Elmadağ Kayak Tesisleri, Ahlatlıbel Spor ve Eğlence Merkezi ilçe sınırlarındadır.
Anıtkabir, Atatürk Müzesi, Atatürk Anıtı (Zafer Anıtı-Sıhhiye), MTA Genel Müdürlüğü Tabiat Tarihi Müzesi, Güvenlik Anıtı, Etnografya Atatürk Anıtı, Doğa Tarihi Müzesi, ODTÜ Arkeoloji Müzesi, Devlet Resim ve Heykel Sergi Salonu, Anıt Park, Botanik Bahçesi, Abdi İpekçi Parkı, Güven Park, Kurtuluş Parkı, Kuğulu Park, Milli Egemenlik Parkı, Ahmet Arif Parkı, 100. Yıl Kapalı Yüzme Havuzu, Belediye Buz Paten Sahası gibi spor alanları, Oyuncak Müzesi (Cebeci-Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi), Hitit Anıtı, Atakule, TBMM ilçenin başlıca turistik yerlerindendir.
 
Çubuk : Çubuk, Ankara şehir merkezine 39 km uzaklıktadır. Aktepe` de bulunan bir kale harabesi ve Karadana Köyünde Oyulu Kaya Mezarı Hitit kalıntılarıdır.
Çubuk II. Barajı drenaj alanında bulunan ormanlık ile Karagöl mevkiinde bulunan ormanlık alanlar önemli mesire yerleridir.
 
Elmadağ : Kent merkezine 41 km. uzaklığındadır. Kökü Selçuklulara kadar uzanan halıcılık, el dokuması, kilim, heybe ve çantalar kültür zenginliklerini günümüze kadar getirmiştir.
 
Etimesgut : Etimesgut ilçesinin Ankara şehir merkezine uzaklığı 20 km. dir. Gazi Tren istasyonu ve Atatürk`ün İstanbul`a gidiş gelişlerinde uğurlandığı Etimesgut Tren İstasyonu tarihi yapı özellikleriyle dikkat çekicidir. Etimesgut`a adını veren Ahi Mes`ud, Ahi Elvan gibi Türk büyüklerinden, Ahi Elvan Hazretlerinin Türbesi Elvanköy`de Elvanköy Cami avlusunda bulunmaktadır.
 
Evren : İl merkezine 178 km. uzaklığındadır. Çevrede rastlanan höyük ve kilise, kale kalıntıları bu yörenin İslamiyetten çok önceleri yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. İlçe sınırları içerisinde Evren-Sarıyahşi yolu üzerinde Evren` e 2 km. uzaklıkta bir höyükte bin yıla ait seramik kalıntılarına rastlanmıştır. Çatalpınar Köyünün 2 km güneybatısında bulunan Sığırcık Kalesi Geç Bizans ve Osmanlı Dönemine aittir.
 
Gölbaşı : Ankara`ya 20 Km. uzaklıktaki Gölbaşı ve çevresi Ankara`nın mesire, sayfiye, turizm ve sanayi bölgesi durumundadır. Mogan ve Eymir Gölleri, doğal güzelliği, temiz havası ve balık üretimi ile ilçeye turistik bir değer kazandırmaktadır.
İlçe sınırlarında, İncek, Hacılar ve Tulumtaş köyleri arasındaki Karayatak Tepe Mevkiinde yer alan Tulumtaş Mağarasında görülmeye değer dikit, sarkıt ve sütunlar bulunmaktadır.
 
Güdül: Güdül’ün şehir merkezine uzaklığı 89 km.dir. İlçe yakınından geçen Kirmir Çayı boyunca kayalara oyulmuş mağaraların Etiler`e (M.Ö. 2000) ait olduğu sanılmaktadır. Çağa Kasabasında bulunan Roma Tümülüsü, Kavaközü köyünde bulunan Samutbali Türbesi ve Tekke Mevkiindeki Kasım Baba Türbesi ilçenin kültürel zenginlikleri arasındadır. 1 Eylül 1957 yılına kadar Ayaş ilçesine bağlı bir nahiye iken aynı yıl 7030 sayılı Kanun ile ilçe olmuştur.
 
Haymana : Kent merkezine uzaklığı 73 km. olan Haymana kaplıcalarıyla dünyaca ünlüdür. Kaplıcaların tarihi Hititlere kadar uzanmaktadır. Hititlerden sonra Romalılar devrinde kaplıca tesisleri yeniden onarılmış, ayrıca kaplıcanın 1-1.5 km doğusunda halen harabeleri bulunan bir şehir kurularak, bu bölge bir su tedavi merkezi haline getirilmiştir.
 
Kalecik : Kent merkezine 71 km. uzaklıktaki Kalecik ve civarının ilk defa M.Ö. 3500-4000 yıllarında erken Kalkolitik Devirde iskan edilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Hasbey, Saray, Tabakhane Camileri, Kazancıbaba, Alişoğlu Türbesi ile Kızılırmak üzerindeki Develioğlu Köprüsü ve Kalecik Kalesi belli başlı tarihi eserleridir.
 
Kazan : Kazan` ın şehir merkezinden uzaklığı 45 km. dir. İlçenin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan kazılar sonucu çıkan birçok tarihi eser, çok değişik medeniyetler zamanında ilçe ve köylerinde yerleşim olduğunu göstermektedir.
 
Keçiören : Keçiören ilçesinin Ankara şehir merkezine uzaklığı 3 km. dir. Ankara`nın Merkez ilçelerinden biridir. Mustafa Kemal`in Kurtuluş Savaşına hazırlandığı ve karargah olarak kullandığı Ankara Eski Tarım Okulu bugün müze olarak Keçiören sınırları içerisindedir.
 
Kızılcahamam : İl merkezine 83 km. uzaklıkta bulunan Kızılcahamam Ankara`nın en yoğun orman örtüsüne sahip olan yerleşim yeridir. Maden suyu bakımından oldukça zengin olan Kızılcahamam`a 16 km uzaklıktaki Şey Hamamı Kaplıcası ülkenin önemli kaplıcaları arasındadır.
 
Mamak : Mamak ilçesinin şehir merkezine uzaklıgı 7 km. dir. İlçede kültür hizmetlerini yerine getirmek için şimdiki Belediye Başkanlık Binasının yer aldığı Konservatuar Binası bulunmaktadır. Ayrıca 75. Yıl Cumhuriyet Anfi Tiyatrosu, kültürel faaliyet varlıklarından sayılabilir.Tabiat varlıkları olarak Hatip Çayı, Bayındır Barajı ve önemli 4 mesire yerlerindendir.
 
Nallıhan : Nallıhan`ın şehir merkezine uzaklığı 161 km. dir.İlçe merkezi 1599`da Vezir Nasuhpaşa` nın burada bir han yaptırmasıyla teşekkül etmiş, adını bu Han`dan almıştır. Halen çatısı yıkık olan Han ile birlikte cami ve hamam da yapılmıştır. İlçede, Uluhan (Köstebek) Köyünde 17. Yüzyılda inşa edilmiş olan Uluhan Cami de diğer önemli bir eserdir.
 
Polatlı : Polatlı ilçesinin şehir merkezine uzaklığı 78 km. dir. Bugünkü Polatlı`nın 20 m. kuzeybatısına düşen Yassıhöyük Köyü ve çevresi bölgede gerçek bir tarih başlangıcı sayılabilir. Bu çevrede 86 adet tümülüs ve kral mezarları ve kalıntıları ilçe merkezinde de tümülüs ve şehir kalıntıları bulunmaktadır.
 
Sincan : Sincan’ın şehir merkezine uzaklığı 27 km. dir. Sincan çevresinde yapılan bazı kazılarda Selçuklulara ait eserlerin bulunması XI. Yüzyılda Sincan ve çevresinde yerleşim olduğuna dair önemli ip uçları vermektedir. İstanbul-Bağdat tren yolu 1892 Sincan köyden geçmiştir. 1926 Devlet Demir Yolları arşivlerinde Hattın devamında 8-10 hanelik bir köy, hatta yakın olan bir de cami var. şeklinde yazılmaktadır. 30.11.1983 tarih ve 2963 Sayılı Yasa ile Sincan İlçe haline dönüştürülmüştür .Bakanlar Kurulu’nun 08.03.1988 gün ve 88/12721 sayılı kararı ile Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alınmıştır.
 
Şereflikoçhisar : Şehir merkezine 148 km. uzaklıktadır. İlçede, Türkiye`nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü bulunmaktadır. Kuzeyinde bulunan Hirfanlı Baraj Gölünde balıkçılık yapılmaktadır. Tuz Gölü, Kurşunlu Camii, Koçhisar Kalesi ve Parlasan Kalesi, ilçenin tarihi ve turistik zenginliklerini oluşturur.
 
Yenimahalle : Yenimahalle`nin şehir merkezine uzaklığı 5 km. dir. Kent Merkezinde yeralan Yenimahalle`nin tarihini vurgulayan eserler arasında Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat tarafından 1222 yılında eski Bağdat Ticaret yolunun geçtiği Ankara Çayı üzerinde yaptırılan Akköprü sayılabilir. Tarihi özelliğini hala korumakta olan Köprü, 4 büyük, 3 küçük olmak üzere 7 kemerden oluşmuştur.

 
Barajları
Ankara`daki barajları yararlanma çeşidi itibariyle içme suyu, sulama suyu, içme ve sulama suyu, elektrik enerjisi sağlayan barajlar olamak üzere dört ayrı başlık altında toplamak mümkündür.
 
İÇME SUYU SAĞLANAN BARAJLAR
Çubuk I Barajı: Çubuk Çayı üzerinde olup, şehre 12 km. uzaklıktadır. Ankara`nın sulama, mesire yeri, şehrin su ihtiyacının temin edilmesi, ağaçlandırma gibi amaçlarla 1930 yılında inşasına başlanmış ve 1936 yılında işletmeye açılmıştır. Göl alanı 0,94 km2 dir.
 
Çubuk II Barajı: Ankara`nın 54 km. kuzeyinde Çubuk Çayı üzerinde Çubuk`un 5 km. kuzeyinde, vadinin nispeten daraldığı bir yerde şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur. 1964 yılında faaliyete geçmiştir. Göl alanı 1.20 km2.dir.
 
Bayındır Barajı: Ankaranın 12 km. güneydoğusunda, Bayındır Deresi üzerine kurulmuştur. 1965 yılında faaliyete geçmiştir. Göl alanı 0.71 km2.dir.
 
Çamlıdere Barajı: Çamlıdere`de Bayındır Deresi üzerindedir. 1985 yılında faaliyete geçmiştir. 32 km2 lik göl alanına sahiptir.
 
SULAMA SUYU SAĞLANAN BARAJLAR
Asartepe Barajı: Güdül ilçesi yakınlarında İlhan Deresi üzerinde kurulmuş ve 1980 yılında faaliyete geçmiştir. Göl alanı 1.77 km2 dir. Sulama alanı 2.260 hektardır.
 
İÇME VE SULAMA SUYU SAĞLANAN BARAJLAR
Kurtboğazı Barajı: Ova Çayının kolu olan Kurtboğazı deresi üzerinde kurulmuş ve 1977 yılında faaliyete geçmiştir. 5 km2 lik göl alanına sahiptir.
 
ELEKTRİK ENERJİSİ SAĞLANAN BARAJLAR
Sarıyar Barajı: Ankara`ya 165 km. uzaklıkta olan baraj, Anadolu`nun elektrik ihtiyacını karşılamak üzere 1966 yılında faaliyete geçmiştir. Barajın arkasındaki suni göl balıkçılık ve su suporları için elverişlidir. Sakarya Nerhi üzerinde kurulmuştur. 6.50 km2 lik göl alanına sahiptir.
Kesikköprü Barajı: Kızılırmak Nehri üzerinde 1966 yılında faaliyete geçmiştir. Göl alanı 6.50 km2 dir.

[/align]
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
    • Profili Görüntüle
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Kültürel Değerlerimiz Resimlerle Ankara
« Yanıtla #1 : Temmuz 12, 2007, 01:40:57 ÖÖ »
Ankara nın Başkent Oluşu
"Türkiye Devleti`nin başkenti Ankara şehridir."
 
Efendiler, Lozan Antlaşması`nın eklerinden olan düşman işgali altındaki topraklarımızı boşaltma protokolu uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye`nin toprak bütünlüğü fiilî olarak sağlanmıştı. Artık yeni Türkiye Devleti`nin başkentini bir kanunla tespit etmek gerekiyordu. Bütün düşünceler, Yeni Türkiye`nin başkenti Anadolu`da ve Ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu.
Bu seçimde, coğrafî durum ve askerî strateji en büyük önemi taşıyordu. Devletin başkentini bir an önce tespit ederek, içten ve dıştan gelen kararsızlıklara bir son vermek şarttı. Gerçekten de, bilindiği üzere, başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı konusunda öteden beri içeride ve dışarıda kararsızlıklar görülüyor, basında demeçlere ve tartışmalara rastlanıyordu. Bu arada İstanbul`un yeni milletvekillerinden bazıları, R a f e t P a ş a başta olmak üzere, İstanbul`un hükûmet merkezi olarak kalması gereğini bazı örneklere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı. Ankara`nın gerek iklim, gerek ulaştırma araçları ve gelişme kabiliyet ve istidadı ve gerekse mevcut tessisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun ve elverişli olmadığını söylüyorlar; İstanbul`un "payitaht" olması lâzımdır ve mutlaka olacaktır, diyorlardı. Bu ifadeye dikkat edilirse, bizim "başkent" deyimiyle kastettiğimiz anlam ile, bu ifadelerdeki "payitaht"deyimini kullananların görüşleri arasında bir fark bulmamak mümkün değildir. Bundan dolayı, bu konuda zaten kesinleşmiş bulunan kararımızı resmen ve kanunî yoldan ilân ettirerek,"payitaht" sözünün de yeni Türkiye Devleti`nde kullanılmasına gerek kalmadığını göstermek lâzım, geldi. Dışişleri bakanı İ s m e t P a ş a,9 Ekim 1923 tarihli tek maddelik bir kanun tasarısını Meclis`e teklif etti. Altında daha on dört kadar zatın imzası bulunan bu kanun teklifi,13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşme ve tartışmalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kabul edilen kanun maddesi şudur : "Türkiye Devleti`nin başkenti Ankara şehridir."
Kaynak:Nutuk
 
ANKARA`NIN BAŞKENT OLUŞU
Lozan Barış Antlaşması`nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923`ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923`de İstanbul`un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul`dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara`nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923`te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak TBMM`ne verdi. İsmet Paşa, Ankara`nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan`dan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa`ya göre, Ankara`nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan`da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti`ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması`yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu`nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".
İsmet Paşa`ya göre; Ankara`nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara`nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul`da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."
Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır: Türkiye Devletinin makarrı idaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara`nın yeni Türkiye`nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye`nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu`nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.
13 Ekim 1923`te TBMM`de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele`nin başından beri uygulanan Ankara`nın İstanbul`a hakim olacağı esasının bir sonucu idi.
 
ANKARA`NIN BAŞKENT OLMASI İÇİN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI`NA VERİLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ
Yüksek Başkanlığa,
Lozan Antlaşması`nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye`nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden İstanbul`umuz, İslamiyet`in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye Devleti`nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi`nde karar vermek zamanı gelmiştir.
Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye`nin idare merkezinin Anadolu`da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, yeni Türkiye`nin varlığının esası, memleketin kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu`nun merkezinde tesis etmek gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe sayılacak durumdadır.
Devletin idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve teklif ederiz.
Kanun maddesi : Türkiye Devleti`nin idare merkezi Ankara şehridir. 9 Ekim 1923
Malatya : İsmet İnönü
Çorum : Ferit Törümküney
Diyarbakır : Zülfü Tiğrel
Ertuğrul (Bilecik) : Dr.Fikret Onuralp
Kütahya : Seyfi Aydın
Malatya : Hilmi Oytaç
Kastamonu : M. Mahir
Erzurum : Rüştü
Erzincan : Sabit
Sivas : Rahmi
Bursa : Necati Kurtuluş
Bursa : Refet (Canıtez)
Konya : Kazım Hüsnü Bey
İstanbul : Ali Rıza Bebe
KarahisarıSahip : M. Kamil
 
Tarihi
Ankara’nın ilk yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bölgede yapılan araştırmalar, kentin Paleolitik Çağ’dan itibaren yerleşme alanı olduğunu göstermektedir.
Kızılcahamam yöresinde yapılan araştırmalarda; Paleolitik Çağ’a ait buluntulara rastlanmış olup, Eti Yokuşu, Ahlatlıbel, Karaoğlan ve Koçumbeli’nde de Eski Tunç Çağı’na ait buluntular ortaya çıkarılmıştır.
Hitit eserlerinde sık sık rastlanan Ankuva, muhtemelen bugünkü Ankara kentinin bulunduğu yerdir. Mürtet Ovası yakınındaki Bitik’te Hitit yerleşmesi ve Haymana ilçesi yakınlarındaki Gâvurkale’de Hitit dönemine ait önemli bir kutsal yerleşim bulunmaktadır.
Ankara’nın kent olarak ilk kuruluşu Phyrigia dönemindedir. Phyrigia’nın başkenti Gordion bugünkü Ankara sınırları içinde kalmaktadır ve İç Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden birisidir. Efsanelere göre Ankara’yı da büyük Phyrigia Kralı Midas kurmuştur. Phyrigialılar buraya gemi çapası anlamına gelen “Ankyra” adını vermişlerdir. Yörede bulunan tümülüsler, özellikle M.Ö. 750-500 yılları arasında Ankara yöresinde Phyrigia yerleşmesinin önemini göstermektedir.
Phyrigia Devleti’nin yıkılmasından sonra Lydialıların ve daha sonra Perslerin hâkimiyetine geçen kentin Pers Kralı I. Dareios döneminde (M.Ö. 522-486) yapılmış olan ünlü kral yolu üzerinde küçük bir ticaret merkezi olduğu bilinmektedir. Aradan iki asır geçtikten sonra Büyük İskender, Anadolu’daki Pers hâkimiyetine son vermiştir.
M.Ö. 278-277 yılında Avrupa’dan Anadolu’ya gelen Galatların bir kolu olan Tektosagların Ankara’yı başkent yaptıkları bilinmektedir. Ankara Kalesi’nde görülen ilk yapı bu devirden kalmadır.
Roma İmparatoru Augustus M.Ö. 25 yılında kenti Galatlardan alarak bu bölgeyi Roma’nın bir eyaleti olarak Roma İmparatorluğu’na bağlamış ve Ankara’yı Galatia’nın başkenti yapmıştır. 1. ve 2. yüzyıllarda Ankara, Anadolu’da Roma yol ağının çok önemli bir kavşağı niteliğini kazanmış, yönetimsel ve askeri işlevleri gelişmiş bir kenttir. Roma İmparatorluğu’nun zayıflaması ile 3. yüzyılda Ankara önemini kaybetmiştir. Daha sonra Bizans İmparatorluğu’nun eline geçen kent 334-1073 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında kalmıştır.
1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusunu yenmesinden sonra 1073 yılında Ankara Türklerin eline geçmiştir. Bu tarihten başlayarak Osmanlılar tarafından Anadolu’nun siyasal birliğinin kurulmasına kadar geçen sürede kent, Türk beylikleri, Bizans ve Moğol egemenliği altında değişik dönemler geçirmiştir. 1300’lü yıllardan başlayarak Ahi merkezlerinden biri olarak ticari işlevlere sahip olan Ankara, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme döneminde de önemli bir ticaret merkezi olmaya devam etmiştir. Ankara’daki Ahi örgütü, kervanların ve ordunun deri ve demirden yapılmış malzeme gereksinimini karşılıyor ve aynı zamanda İç Anadolu’da geniş bir bölgede üretilen tiftik Ankara’da işleniyordu. 19. yüzyıla kadar önemini koruyan Ankara, daha sonra önemini yitirmeye başlamış, kentin 1892 yılında bir demiryolu ile İstanbul’a bağlanması da bu durgunluğu çözememiştir. 20. yüzyılın başında yaşanan savaşlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve 1917 yangınının da etkisi ile daha da gerileyen kent, Kurtuluş Savaşı sırasında yeniden önem kazanmaya başlamıştır.
Kurtuluş Savaşımızın idare edildiği bir merkez olarak, adı milli mücadelemizin sembolü haline gelen Ankara 13 Ekim 1923’te başkent olmuştur.
 
İklimi - Bitki Örtüsü
İklimi : İlin geniş arazisinde yer yer iklim farklılıkları görülür. Güneyde, İç Anadolu ikliminin bariz özellikleri olan step iklimi, kuzeyde ise, Karadenz ikliminin ılıman ve yağışlı halleri görülebilir. kara ikliminin hüküm sürdüğü bu bölgede kış sıcaklıkları düşük, yaz ise sıcak geçer. En sıcak ay Temmuz-Ağustos, en soğuk ay ise Ocak ayıdır.
Bölgeye düşen yağış miktarları kuzey ve güney kesimlerde farklılık gösterir. Kuzeyde Kızılcahamam ve Çubuk, Karadeniz yağış rejimi özelliğini; güney ise İç Anadolu karakterini taşır. Bölgenin yapısı gereği özellikle kış aylarında sis olayı oldukça fazla görülür ve hayatı etkiler.
İl bazında ortalama sıcaklık 10-13oC arasında, aylık ortalama yağış miktarı da 11-55 mm arasındadır. En yüksek sıcaklık değeri 41.4oC ile Sarıyar istasyonunda; en düşük sıcaklık da sıfırın altında 32.2oC ile Esenboğa istasyonunda kaydedilmiştir. Donlu günler sayısı yılda ortalama 60-117 arasında, karla örtülü günler sayısı ise yılda toplam 10-70 gün arasında değişmektedir. En yüksek kar kalınlığı 82 cm. olarak Kızılcahamam istasyonunda kaydedilmiştir.
İl merkezi ve istasyonların rüzgar durumuna genel olarak bakıldığında; hakim rüzgarın topografik yapıya bağlı olarak değişim gösterdiği açıkça görülür. Buna göre hakim rüzgar Ankara (merkez), Esenboğa, Çubuk, Ayaş ve Yenimahalle`de kuzeydoğu, Haymana (İkizce), Sincan, Dikmen ve Nallıhan`da batı, Polatlı ve Şereflikoçhisar`da kuzey, Etimesgut ve Elmadağ`da güneybatı, Kızılcahamam`da güneydoğu ve Beypazarı`nda kuzey-kuzeydoğudandır. Kuvvetli rüzgarların görüldüğü aylar mart ve nisan aylarıdır. Ankarada tespit edilen en yüksek rüzgar hızı güne, güneydoğu yönünden 32.1 m/sn. dir
Normal şartlarda günlük olarak basıncın değerlerinde fazla değişiklik görülmez. Ancak yurdumuzu etkileyen hava kütlelerine bağlı olarak değişmeler gözlenir. Uzun yıllar değerlerine göre; ankara`nın ortalama basınç değeri 912.7 mb., tespit edilen en yüksek basınç değeri 936.5. mb. ve en düşük basınç değeri 882.6 mb.dır.
 
Bitki Örtüsü: Etrafı dağlarla çevrili olan Ankara, kışları soğuk, yazları kurak geçen bir iklime sahiptir. En yağışlı mevsim ilkbahardır.
Bu iklim şartları ve topografik yapı Ankara ve çevresinde iki ayrı bitki topluluğunun (step ve orman) gelişmesine imkan sağlamıştır. Yörede en yaygın olan bitki topluluğu step (bozkır)tir. Step bitki örtüsü az yağış alan çukur alanlarda ve platolar üzerinde yaygın haldedir. Bu bitki topluluğu içinde ağaç yok denecek kadar azdır. Genelde dikenli çalılar dikkati çeker. Bunun yanısıra akarsu boylarında sıralar halinde görülen iğde, söğüt ve kavak ağaçları step içerisinde yer alır. Step bitki örütüsünün en yaygın türlerini otlar oluşturur. Çoğu küçük boylu olan bu bitkiler birbiri yanında ve kümeler halinde toplanmıştır. Step bitki topluluğunun başlıca türlerini kısa boylu çayırlıklar, ayrıkotu, keven, sorguçotu, üzerlik otu, katırtırnağı, yabani arpa, püsküllü çayır, hardalotu, yemlikotu, yılgınotu, yavşanotu, gelincik, papatya, hatmi, kekik, sütleğen, ballıbaba, yabani gül, böğürtlen ve isimlerini sayamadığımız birçok bitki oluşturur.
Ankara çevresinde plato üzerinde yükselen münferit dağlar ile kuzeydeki dağlık sahada yağışlardaki artış yüzünden orman örtüsü kendini belli etmeye başlar. Bozkır (step) ortasında adacıklar halinde görülen ormanlar, genelde tahripten arta kalan korulardır. Bu tür ormanlarda hakim ağaç türü karaçam, ardıç ve yer yer meşedir. Kurakçıl orman deyimiyle adlandırılan bu ormanlara en güzel önreği, Beynam Ormanı oluşturmaktadır. Ankara`nın kuzeyindeki Kızılcahamam ilçesi yakınlarından başlamak üzere orman örtüsü sıklaşmaya ve gürleşmeye başlar ki, burada iğne yapraklı ağaçlar yaygın türü oluştururlar.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.