SERBEST KÜRSÜ > Siyaset Köşesi
İŞTE AKP’NİN PKK İLE 19 MÜZAKERESİ
(1/1)
HasBahCa:
Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı Demokratik Toplum Partisi’nin yerine
kurulan Demokratik Toplum Kongresi’nin Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk,
avukat sıfatıyla, ikinci kez Abdullah Öcalan’la görüştü.
İmralı dönüşü açıklama yapan Tuğluk’tan öğrendiğimize göre, AKP
Öcalan’la yürüttüğü diyalog sürecini “müzakere” aşamasına çevirmiş:
“(Öcalan) Devlet yetkilileri ile bir kez daha görüşme
gerçekleştirildiğini, bu görüşmenin son derece önemli olduğunu,
niteliksel bir görüşme olduğunu, ciddi bir görüşme olduğunu ifade etti.
Kendisiyle görüşme yapan devlet yetkililerini barış konusunda daha ciddi
bulduğunu bir kez daha dile getirdi. Yapılan görüşmeleri bir nevi
diyalog sürecinden müzakere sürecine geçişi ifade eden bir süreç olarak
gördüğünü söyledi”. (Hürriyet, 2 Kasım 2010)
“Temas, diyalog, görüşme, pazarlık, müzakere, anlaşma” diye ilerleyen
sürecin nasıl kotarıldığının ayrıntılarını, Kaynak Yayınları’ndan çıkan,
“ABD’nin Neo-Osmanlı Projesi: Büyük Kürdistan” kitabımda
okuyabileceğiniz bu müzakereler, özetle şunlardı:
1.. AKP’nin PKK ve Öcalan’la ilk teması, görev süresini tam dört kez
uzattığı MİT Müsteşarı Emre Taner üzerinden kuruldu. Öcalan, ilk
temasta, henüz Müsteşar Yardımcısı olan Taner’den dağdakilere mesaj
gönderme imkanı talep etti.
Taner, 15 Haziran 2005’te Müsteşar olduktan kısa bir süre sonra 20 Ekim
2005’te Mesut Barzani ile görüştü. Barzani’nin, Taner üzerinden
Türkiye’den talepleri şunlardı: “Türkiye, Kuzey Irak’taki oluşumu
tanımalı; Kuzey Irak ve Türkiye’deki Kürtlere çifte vatandaşlık vermeli;
ekonomik ilişkileri geliştirmeli, kurulacak askeri okullarda Türk
uzmanlar görev yapmalı…”
2.. Hükümetin akıl hocalarından Cengiz Çandar, AKP’nin “Kandil ve
İmralı” ile görüştüğünü söyledi. (Vatan Gazetesi, 26 Eylül 2009) Zaten
Çandar, en başından beri meseleyi “İki Abdullah”ın çözeceğini
savunuyordu. (Referans Gazetesi, 15 Mart 2009)
3.. Habur’dan giriş yapan “barış grubu” da AKP’nin Öcalan ile yürüttüğü
diyalogun sonucuydu. Öcalan’ın çağırdığı barış grubunun Habur’dan
girişini, Başbakan Erdoğan, henüz toplumsal tepki başlamadan şöyle
değerlendiriyordu grup konuşmasında: “Dün Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan
anlamlı gelişmeye de değinerek sözlerimi sonlandırmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi 34 kişi sınırı geçti ve sabah saatlerinde 29’u, ilgili
yasalarımız çerçevesinde bırakıldı. Bunu son derece olumlu ve
sevindirici bir gelişme olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Şu anda
yargı diğer 5’i ile ilgili çalışmalarını da sürdürüyor”.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün 17 Ekim
cumartesi günü gizlice buluştukları ve Habur’dan girişi organize
ettikleri basına yansıdı. (Milliyet Gazetesi, 21 Ekim 2009)
4.. Taraf Gazetesi’nden Yıldıray Oğur, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün
hazırladığı bir analize dayanarak, 2006 yılından beri PKK’nın Avrupa
sorumlusu Sabri Ok ile görüşüldüğünü açıkladı. Eski Emniyet İstihbarat
Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu da, “Sabri Ok, Abdullah Öcalan ile
telefon görüşmesi yaptı” dedi. Her iki açıklama birleştirilince AKP’nin
Sabri Ok’la, Ok’un da Öcalan’la görüştüğü ortaya çıkmış oluyordu.
5.. PKK lideri Murat Karayılan, Habertürk’ten Amberin Zaman’a şöyle
diyordu: “Geçen yıl Şubat ayında bir hükümet üyesi Öcalan’a gitti ve
açılımı konuştu. Hükümet üyesi Öcalan’ın açılıma ilişkin hükümete
sunduğu yol haritası çerçevesinde müzakere edilebilecek tartışmaların
başlayabileceğini ifade etmiş ama gerisi gelmemiş.” (Habertürk Gazetesi,
16 Nisan 2010)
6.. Aksiyon Dergisi’nde yer alan bir habere göre, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül’ün “orkestra şefliği”nde, MİT Müsteşarı Emre Taner’in
yürütücülüğünde ve PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerde bir yol haritası
belirlendi. Bu yol haritasına göre, PKK’lılar Kandil’den Mahmur kampına
inecek, oradan da silahsız olarak Türkiye’ye dönecekti! (Aksiyon
Dergisi, Sayı:757, 8 Haziran 2009)
7.. Hasan Cemal, PKK lideri Murat Karayılan’la “diplomasi işlevi
taşıyan” bir röportaja imza atmıştı. Cemal, yazmadıklarını da hükümete
aktardı.
8.. Öcalan, Erdoğan ve Gül’ün kendisine dolaylı çağrılarda bulunduğunu
açıkladı: “Sayın Erdoğan ve Gül’ün dolaylı da olsa, basın yoluyla da
olsa çağrıları oldu, ricaları oldu. Ben de bunlara cevap verdim. Osmanlı
zamanında padişahlar perde arkalarından dinlerlerdi. Eğer çözüm olacaksa
biz bunu da kabul ederiz.” (ANF, 26 Temmuz 2009)
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık, oluşan tepkiler nedeniyle, Öcalan’ın
avukatları aracılığıyla yaptığı bu açıklamayı yalanladı. Oysa AKP
Milletvekili Mehmet Halit Demir, üç gün sonra “Gerekirse Abdullah Öcalan
ile görüşülmesi gerektiğini” söylüyordu. (Hürriyet Gazetesi, 30 Temmuz 2009)
9.. AKP Milletvekili Mahmut Esat Güven, şartları düzeltilirse Öcalan’ın
olumlu mesajlar vereceğini, bu konuda İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan
talepte bulunduğunu açıkladı. (Hürriyet Pazar eki, 1 Ağustos 2010)
10.. Öcalan’ın AKP’yle pazarlıklarındaki şartlarından biri de cezaevi
koşullarının düzeltilmesiydi. AKP bu konuyu sürece yayarak çözdü,
Öcalan’a arkadaş bile gönderdi. Öcalan, Adalet Bakanlığı’ndan bir
heyetle bu konuda yaptığı görüşmeyi avukatları aracılığıyla şöyle
açıklıyordu: “Buraya getirilen arkadaşlarla bir kez görüştüm. Buradaki
görevliler, ileride televizyon vereceklerini belirttiler. Adalet
Bakanlığı’ndan gelen heyetle görüştüm. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif
İşleri Müdürü de vardı. Bu görüşmeden sonra kapının üstünde aşağıya ve
yukarıya yeni bir pencere açtılar. Kaldığım odada yatak, dolap, masa
var. Onun dışında bana iki-üç adım mesafesinde yer kalıyor. Yatak, Masa
ve Dolap yeri dışında enine iki adım boyuna üç adımlık mesafe var. Bütün
yer bundan ibarettir.” (ANF, 11 Aralık 2009)
11.. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Abdullah
Öcalan’dan aldığı mektubu, Ankara ziyareti sırasında görüştüğü Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile paylaştı.
(Milliyet Gazetesi, 6 Temmuz 2010)
12.. AKP’nin PKK ve Öcalan ile pazarlıklarından biri de KCK
iddianamesinde yer alıyordu. İddianamede yer alan tutanakta Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani şöyle diyordu: “Benim Apo ile bir ilişkim
var. 2 Kasım’da bana avukatları aracılığıyla bir mektup gönderdi. Ben bu
talepleri Türk yetkililerine de iletmiştim. Benim PKK ile de bir
diyalogum var. Bu bayramda ben talep etmişim ateşkesi, hem uzatılması
konusunda da bir yaklaşım oldu. Silah bırakma ve ateşkes ilan etme
arasında fark var. Ben silah bırakma yanlısı değilim. Ateşkes ilan
edilsin. Silah bırakmanın karşılığı var. Ateşkes ilan etmek ise
Türkiye’de çalışan arkadaşların mücadelesini yükseltmek için olmalıdır.
Yine PKK’nın bir talebi vardı; genel af ile onu dile getirdik. Biz MİT
müsteşarları ile PKK’nın bazı ilişkileri var, sizin bilginiz dahilinde
mi dedik. Erdoğan, MİT müsteşarının tüm ifadeleri benim ifademdir dedi.”
(ANF, 14 Haziran 2010)
13.. Cumhurbaşkanı Gül, 12 Eylül halkoylaması öncesi, “devlet terörü
bitirmek için her yöntemi dener” dedi. Ardından Karayılan “devletle
anlaştıklarını” açıkladı. PKK, 20 Eylül’e kadar “eylemsizlik” kararı
almıştı!
Kararın, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 20 Temmuz günü Öcalan ile yaptığı
görüşmenin sonucu alındığı ortaya çıktı.
PKK ile görüşmeyi yalanlayan Başbakan Erdoğan, danışmanı Yalçın
Akdoğan’ın “pazarlık yok, diyalog var” demesi üzerine, “hükümet değil,
devlet görüştü” dedi! Oysa görüşen Hakan Fidan hem kendisine bağlıydı,
hem de Fidan’la birlikte heyette Adalaet Bakanlığı yetkilileri vardı.
14.. AKP ile BDP, 23 Eylül 2010 günü heyetlerarası bir görüşme yaptı.
Görüşmede “PKK’nın ateşkesi uzatmasının söz konusu” olduğu ifade edildi.
(Hürriyet Gazetesi, 24 Eylül 2010) BDP heyeti, “İmralı’nın muhatap
alınması yönünde bir söyleminiz oldu mu?” sorusuna şu yanıtı veriyordu:
“Bazı görüşmelerin sürdüğü biliniyor. O konuda söylenecek yeni bir şey yok”.
Başbakan Erdoğan, AKP ile BDP arasında yapılan bu müzakereyi “birlikte
iyi olma” biçiminde yorumluyordu. 1 Ekim 2010 günü TBMM’nin açılış
resepsiyonunda sohbet eden Başbakan ve BDP heyetinin “müzakere” ilişkin
dikkat çekici temennileri şöyleydi:
“Selahattin Demirtaş: Sayın Başbakan, hayırlı olsun diyelim.
“Başbakan Erdoğan: Birlikte iyi olacağız inşallah. Görüşme trafiğini iyi
götürün ha.
“Selahattin Demirtaş: Valla Sayın Başbakanım, görüşme çift taraflı
olursa iyi olur, çift taraflı iyi götürülürse iyi olur. Beraber olacak.
“Akın Birdal: İnşallah öyle olacak”. (Vatan Gazetesi, 2 Ekim 2010)
15.. Kandil, Öcalan’ın “Ateşkesi uzatın”, (Milliyet, 20 Eylül 2010)
talimatı gereği, “Bazı gelişmeler var, ateşkesi bir hafta uzattık”
açıklaması yaptı. (Taraf, 21 Eylül 2010) Taraf Gazetesi, “bazı
gelişmelerin” ne olduğunu da bir başka haberinde açıklıyordu. Meğer
“Apo’yla barışın takvimi konuşuluyor”muş! (Taraf, 21 Eylül 2010)
16.. Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı DTP’nin, Ahmet Türk’le birlikte
siyasi yasaklı hale gelen eşbaşkanı Aysel Tuğluk, “avukat” sıfatıyla
Öcalan’la görüştü. Adalet Bakanlığı’nın kiraladığı gemiyle İmralı’ya
giden Tuğluk, görüşmenin ardından Öcalan’ın mesajlarını hükümete ve
PKK’ya iletti: “PKK’nın eylemsizlik kararını en az bir yıl uzatması
gerekiyor. Kalıcı ateşkes ve silahsızlanma zamana yayılacak. Hükümetin
siyasi adımları beklenecek. Kalıcı ateşkese giden süreçte cezaevi
koşullarının iyileştirilmesi bu döneme katkı yapacak.” (Vatan, 28 Eylül
2010)
17.. Hükümet, Öcalan’la Aysel Tuğluk üzerinden müzakere yürütürken, bir
yandan da Barzani’yle anlaşma yoluna giriyordu. Sürpriz bir şekilde
Kuzey Irak’a giden Açılım Koordinatörü Beşir Atalay, Kürt Yönetimi
Başkanı Mesut Barzani ve Kürt Hükümeti Başbakanı Berham Salih’le görüştü.
Basına yansıyan görüşme tutanaklarına göre, Barzani’den “Topun taca
atıldığı noktada aktif rol almasını” isteyen Atalay, “aktif rolden
kastınız ne?” diye soran muhatabana şu ibretlik yanıtı verdi: “Bölgede
(Güneydoğu Anadolu) saygınlığınız var. Bu saygınlığınızı kullanmalı ve
PKK üzerinde etkinizi hissettirmelisiniz. Sık sık medya önünde
silahların bırakılması yönündeki telkinleri sürdürünüz. Kürt kamuoyu,
Kürt hareketinde tek fayda olarak PKK’yı görme alışkanlığını terk
edecektir. Bu da sorunların çözümü noktasında işimizi
kolaylaştıracaktır”. (Milliyet, 28 Eylül 2010)
18.. AKP’nin PKK’yla müzakerelerinin aslında en önemlisi DTP ile
yapılanlarıdır. Çünkü Öcalan, DTP’yi AKP’yle müzakere konusunda resmi
muhatap tayin etmişti. AKP Adıyaman Milletvekili ve MAZLUM-DER Genel
Başkanı Ahmet Faruk Ünsal da, bu gerçeği kendi tarafı adına şu sözlerle
ifade ediyordu: “Öcalan zaten indirekt olarak sürecin içinde. Ayrıca,
kendisi resmi muhatap olarak DTP’yi gösterdi, DTP de buna itiraz
etmeyerek dolaylı olarak adres gösterilmeyi kabul etti.” (Milliyet, 8
Ağustos 2009)
Bu durum en başından beri kabul edildiği için Başbakan Erdoğan, aşamalı
manevralar izledi. Erdoğan, önce bir süre “PKK’ya terör örgütü demeyenle
görüşmem,” diyerek DTP ile bir araya gelmedi, böylece hem kamuoyunun
tepkisini değerlendirdi hem de TSK’yı “idare” etti. Erdoğan, şartlar
oluştuğunda DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’le görüştü. Erdoğan, daha önce
söylediği şartı, geri almamak için de pozisyonuyla ters orantılı bir
manevraya yöneldi: Ahmet Türk’le başbakan olarak değil, AKP Genel
Başkanı olarak görüştüğünü açıkladı!
19.. Son görüşme, yazımızın en başında da belirttiğimiz gibi Aysel
Tuğluk üzerinden yürütüldü. Bu görüşmede dikkat çeken bir ayrıntı da,
Tuğluk’un, PKK lideri Karayılan’ın mektubunu, AKP’nin bilgisi dahilinde,
Öcalan’a götürmesiydi!
Mehmet Ali Güller
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git