Gönderen Konu: Her Gün Bir Hadis "Her İşe Allah’ın Adıyla Başlamak"  (Okunma sayısı 187 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Her Gün Bir Hadis "Her İşe Allah’ın Adıyla Başlamak"
« : Şubat 06, 2010, 09:34:36 ÖS »
Her İşe Allah’ın Adıyla Başlamak

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra dönüşünüz yine O'nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir. O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.” (En’âm, 60, 61)

Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Kim, evinden çıkarken:
“Allah’ın adıyla çıkıyor, Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve tâate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” derse kendisine:
“Doğruya iletildin, ihtiyaçların karşılandı, düşmanlarından korundun, diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır.”

Ebû Dâvûd’un rivayetinde şu ilâve vardır:
“Şeytan, diğer şeytana: Hidâyet edilmiş, ihtiyaçları karşılanmış ve korunmuş kişiye sen ne yapabilirsin ki?” der. (Ebû Dâvûd, Edeb 103; Tirmizî)

Her Güne Kelime
tâat: Allah'ın emirlerini yerine getirme, ibâdet.
hidâyet: 1. hak yoluna, doğru yola kılavuzlama.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

 

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”
« Yanıtla #9 : Şubat 25, 2010, 01:10:53 ÖÖ »
Sen Nur Üstüne Nursun
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin!” (Kalem, 4)
 
 
Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” (Muvatta’, Hüsnü’l-huluk, 8)
 
 
Peygamberimiz’in babası Hz. Abdullâh, annesi Hz. Âmine’dir. O’nun mübârek soyu Hz. İsmâîl’in oğlu Kayzar sülâlesinin en şereflisi olan Adnân’a kadar uzanır.

Rasûlullâh (sav), Kureyş kabîlesi içinde, gerek baba ve gerek ana yönünden, en temiz ve en şerefli bir âileye mensuptur.

Rasûlullâh (sav)’in kâinâtı teşrîf ettiği mübârek gecede bâzı hârikulâde hâller vukû bulmuştur. Bu mûcizelerden birkaçı şöyledir:

Hz. Âmine’nin bildirdiğine göre kendisi, ne hâmileliği ne de doğum esnâsında hiçbir zahmet çekmemiş ve Allâh Rasûlü dünyâya gelirken doğu ile batı arasını aydınlatan bir nûrun kendisinden çıktığını görmüştür. Peygamber (sav) temiz bir şekilde, ellerini yere dayayarak doğmuş ve başını semâya kaldırmıştır.

O anda şeytan, hayâtında hiç olmadığı kadar büyük bir çığlık koparmıştır. (İbn-İ Kesir, El-Bidâye, II, 271)

İran başkadısı ve din adamı Mûbezân, rüyâsında birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.

Semâve Vâdisi’ni  (Semâve, Kûfe ile Şam arasında, Bağdat’ın 235 km. güneydoğusunda, Kelb arâzisinde, taşsız bir çöldür.) su basmıştır.

Kisrâ’nın sarayından 14 sütun yıkılmıştır.

İranlıların, tapınaklarında bin yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşleri sönmüştür.(İbn-i Kesîr, el- Bidâye, II, 273)
 
 
Her Güne Kelime

teşrîf: 1. şereflendirme, şereflendirilme, şeref verme, verilme. 2. gelmesiyle bir yere şeref verme, gelme; gitme.
harikulâde: âdetin üstünde, hâricinde.
vuku: 1. düşme, 2. rastlama, isabet etme. 3. olma, oluş. 4. bir hâdisenin çıkış şekli, cereyanı.

 
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun
« Yanıtla #8 : Şubat 25, 2010, 01:09:43 ÖÖ »
Günün Tarihi: Mevlid Kandili
 
Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)
 
 
Âişe (ranha)’nın anlattığına göre Mekke’de ticâretle meşgul olan bir yahûdî, Rasûlullâh (sav)’in doğduğu gece, Allâh Rasûlü’nün dünyâyı teşrîfinin alâmeti olan yıldızın doğduğunu görmüş, Kureyş meclislerinden birine giderek:

“–Ey Kureyşliler! İçinizde bu gece çocuğu doğan var mı?” diye sormuştu.

“–Vallâhi bilmiyoruz!” denilmesi üzerine yahûdî:

“–Ey Kureyş cemaati! Size söylediğim şeyi iyi belleyiniz! Bu gece âhir zaman ümmetinin peygamberi doğmuştur. Onun iki kürek kemiği arasında, üzerinde tüyler bulunan siyah sarı karışımı bir ben vardır.” dedi.

Meclistekiler, yahûdînin söylediklerine hayret ederek dağıldılar. Evlerine varınca yahûdînin sözlerini âilelerine anlattılar. Bir kısmının âilesi:

“–Abdullâh’ın bir oğlu doğdu. O’na Muhammed ismini verdiler!” dedi. Bunun üzerine onlar yahûdînin evine gidip:

“–Mekke’de bir çocuk doğmuş, haberin var mı?” dediler. Yahûdî:

“–Ben size haber verdikten sonra mı yoksa önce mi?” diye sordu.

“–Önce doğmuş, ismi de Ahmed!” dediler.

İsteği üzerine onu Hz. Âmine’nin evine götürdüler. Hazret-i Âmine mübârek oğlunu onlara gösterdi. Yahûdî, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in sırtındaki nübüvvet mührünü görünce bayıldı. Ayıldığı zaman, kendisine:

“–Ne var, ne oldu?” dediler.

Yahûdî:

“–Vallâhi artık İsrâîloğulları’ndan peygamberlik gitti! Ellerinden Kitap da gitti! Son peygamberin, İsrâîloğulları’nı öldüreceği ve din adamlarının îtibârını düşüreceği yazılıdır. Araplar nübüvvetle büyük bir izzet ve şerefe erecekler. Ey Kureyş cemaati! Sevininiz, vallâhi siz, haberi doğudan batıya kadar ulaşacak bir kuvvete mâlik olacaksınız!” dedi. (İbn-i Sa’d, I, 162-163; Hâkim, II, 657/4177)
 
 
Her Güne Kelime

alâmet: l. işaret, iz, nişan, belge. 2. kocaman, iri.
âhir: nihayet, son olarak.
 
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
17 Şubat 2010 3 R. Evvel 1431
 
Günün Tarihi: Şeyh İmam Şamil'in Vefatı 1871
 
Şeyh Şamil Destanı

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Yaklaşan gün hususunda onları uyar! Çünkü o onda dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenir şefaatçısı vardır.” (Mü’min, 18)
 
 
Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Cihadın en faziletlisi, zâlim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî)
 
 
Şeyh Şamil Rusların elinde oldukça yaşlanmış, esaret hayatı onu iyice çökertmişti. Bir defasında ziyaretine gelen Rus Çarı'na hacca gitmek istediğini bildirdi. Rus Çarı kabul etti. Fakat oğullarının rehin olarak kalması gerektiğini bildirdi. Bunu, kabul eden Şeyh Şamil 1870 senesinde İstanbul'a hareket etti. Bu haberi işiten İstanbullular heyecanla İmam'ın gelmesini beklediler.

Sultan Abdülaziz Han sarayında hazırlıklar yaparak senelerdir Rus'a kan kusturan Şeyh Şamil hazretlerini beklemeye başladılar. İstanbul'a geldiği gün yer yerinden oynamış, halk sahile dökülmüştü. Rus vapuru Dolmabahçe önünde demirlediğinde, Sultan Abdülaziz'in saltanat kayıkları İmam Şamil'i ve aile efradını saraya getirdiler. Abdülaziz Han onu sarayın kapısında karşılayıp büyük bir hürmetle "Babam kabrinden kalksaydı, ancak bu kadar sevinebilirdim" diyerek çok iltifatlarda bulundu.

Sarayda hal hatır, sohbetleri arasında Sultan Abdülaziz her türlü emrine âmâde olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Şeyh Şamil:

"Padişahım, hayatımın şu son günlerini aşkıyla yandığım sevgili Peygamberimizin huzuru şeriflerinde geçirmek istiyorum. Bunun teminini zat-ı alinizden istirhâm ediyorum" dedi. Bu arzuyu büyük bir itina ile yerine getirmek için Rus sefirini saraya çağırttı. Durumu anlatıp Çar'a bildirmesini emretti.

Rus Çar'ı İkinci Aleksandr, kabul edip Şeyh Şamil'in Rusya'ya geri dönmemesini bildirdi. Buna ziyade memnun olan Şeyh Şamil hazretleri, İstanbul'da kısa bir müddet daha kaldı. Sultan Abdülaziz'in ve İstanbulluların gösterdiği yakın alakaya, misafirperverliğe hayran oldu. Bu kadar ilgiye rağmen bir an önce Hicaz'a gitmek istediğini padişaha bildirdi. Abdülaziz Han da onun için en mükemmel vapurunu hazırlatıp teşyi eyledi.

Şeyh Şamil, Medine-i Münevvere'ye geldiğinde hastalandı. Kısa süren bu hastalığında, aile efradı, beraberinde gelip kendisine hizmet edenlerle ve ziyaretine gelenlerle vedalaştı. Sultan Abdülaziz'e Rus Çarında rehin bıraktığı çocuklarının kurtarılmasını Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'de vazife verilmesini bildiren bir mektup yazdırdı. Sonra başında okunan Kur'an-ı Kerim tilavetleri arasında 1287 (M. 1871) senesi Zilhicce ayının yirmi beşinci gününde Kelime-i şehadet getirerek vefat edip, sevdiklerine kavuştu. Cennetü'l-Baki kabristanına defn edildi. [Sâdık Dânâ, Altınoluk Dergisi, 1994-Mayis, Sayı:099, Sayfa:028]
 
 
Her Güne Kelime
âmâde: hazır, hazırlanmış.
istirhâm: merhamet dileme, yalvarma, yalvarış.
 
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler; Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; Onlar ki, zekâtı verirler;” (Mü’minûn, 1, 2, 3, 4)
 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:


“Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır…” (Tirmizî, Radâ’ 11. Ebû Dâvûd)
 
 
Muhterem M. Sâmî Ramazanoğlu Hazretleri; Pek az yerler, pek az uyurlar, dâimâ sükûtu ihtiyar ederlerdi. Zarûret hâlinde pek kısa kelimelerle muhâtablarının seviyesine göre konuşurlardı.

Yolculukları pek huzurlu ve nizamlı olurdu. Bilhassa hareket ve dönüş günlerini pazartesi yahud perşembe günlerine tesadüf ettirirlerdi. Mecburiyet olmaz ise gece yolculuğuna çıkmazlardı. Yolculuk esnasında en lüzumlu şeyleri yanlarına alırlardı. Valizlerine giyim eşyası derli toplu, kar gibi beyaz bohçalar içine yerleştirilirdi.

Yolculuğa, karar verilen saatte çıkılır, karar verilen gün ve saatte dönülürdü. En ufak mevzularda bile yol arkadaşları ile istişare ederler, yolculuk esnasında zuhur eden güçlükleri hoş karşılar, en ufak bir üzüntü, sabırsızlık göstermezlerdi.

Yolculuk başlangıçlarında, Ayetü’l-kürsî ve sefer dualarını muhakkak okurlar, “Duâ ibâdetin iliği mesâbesindedir.” buyururlardı.

Muhterem Üstâz hazretleri yemek hususlarında da çok dikkatli idiler. Yemek evvelinde ve sonunda muhakkak ellerini yıkarlardı. Sofraya gayet ta’zimli olarak iki dizleri üzerine otururlardı. Yerde yemek yemeği tercih ederler, masada hazırlanmış iş onu da kabullenirlerdi. Kat’iyyen arkalarına dayanmazlardı. Önlerine ne konursa onu huzurla yerler besmele ile başlayıp elhamdülillah diyerek bitirirlerdi. [Sâdık Dânâ, Erkam Yay. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu]
 
 
Her Güne Kelime

mesâbe: derece, rütbe; kadar
ta’zim: 1. büyükleme, ululama, büyük sayma. 2. saygı gösterme, ikram etme.
 
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Emâneti Yerine Getirmek
« Yanıtla #5 : Şubat 16, 2010, 10:48:01 ÖS »
Emâneti Yerine Getirmek
 Cenâb-ı Hak buyuruyor:
Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır.Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur.(En’âm, 127)

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“…Benim dostlarım Allah Teâlâ ile iyi mü’minlerdir…”(Buhârî, Edeb 14; Müslim, Îmân 366) 

Muhterem M. Sâmî Ramazanoğlu Hazretleri; çok muntazami nizamlı, saatli hayatları vardı. Müracaat eden ziyaretçiye kabul saati evvelce bildirilirdi. Misafirin geleceği vakitte giyimli, tertibli bir vaziyette (kat’iyyen ev hali ile değil) hazır bulunurlardı. Söz verdiği halde vaktinde sebebsiz yere gelemeyenlere çok üzülürler, misafiri kapıda güler yüzle karşılarlar ve karşılarında yer verirlerdi. Ziyaretçi için hangi mevzu, hangi kelam faideli ise o mevzuda konuşurlardı. Kısa bir zaman içinde, ziyaretçi, niyet ve ihlâsının ölçüsünde mutmain olmuş bir halde, büyük bir neşe ile huzurlarından ümidli olarak ayrılırdı. Gene vedalaşırken de kapıya kadar geçirirlerdi.

Bilhassa tevâzû ve alçak gönüllülükleri tarife sığmaz, lisan ile anlatılmazdı. Bilâ istisnâ herkesi kendilerinden üstün görürlerdi. Herkesin horladığı, küçük ve hakir gördükleri diyanet-perver acizlerin, miskinlerin ziyaretlerine gider, kendilerinden duâ talebinde bulunurlardı.

Övülmekden, senâ edilmekten hazzetmezler, hatta üzülürlerdi. Muhâtabları kendilerine ne kadar senâ ederlerse etsinler, kat’iyyen kendilerine mal etmezler, hemen “Bi-iznillah” demekle her şeyin ancak Hak celle ve alâ hazretlerinin izniyle vuku bulduğunu söylerler, imâ ederlerdi. Nezâketen muhatablarını incitmemeğe de çok dikkatli olurlardı.

Mahmud Sami (ks) hazretleri, Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rızâsı, hastalıkların ve musibetlerin def’i için dâima kurban kesmeği ve sadaka vermeği tavsiye ederlerdi. Kendilerinin de bedelini vererek sık sık kurban kestirmek âdetleri idi. [Sâdık Dânâ, Erkam Yay. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu] 

Her Güne Kelime
muntazam: 1. intizamlı, sıralanmış, düzgün, derlitoplu. 2. tertipli. 3. mat. düzgün,
mutmain: gönlü kanmış, içi rahat, şüphesi yok
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Ezana Susamış Kubbeler
« Yanıtla #4 : Şubat 11, 2010, 12:47:26 ÖÖ »
Ezana Susamış Kubbeler

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe, 18)

Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Kim Allah rızası için bir mescid inşa ederse, Allah o kimse için cennette bir ev hazırlar” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, VI, 461)
 
 
Ezana susamış saatlerde, Fatih’in ebediyete kadar cami olarak vakfettiği Ayasofya ile Mescid-i Aksa mesafeleri ortadan kaldıran kalbî bir buluşmada dertleşiyorlar. İki mahzun kubbe arasında şu konuşma geçiyor. Söze Ayasofya başlıyor:

“-Sizi, diyor, en iyi ben anlayabilirim. Yeryüzünde ümmetin perişanlığına denk düşen esaretinizi, yüzlerce esir minareye ağlayan yanık yüreğinizi, ancak ben anlayabilirim. Hür ezanlara hasretinizi, ben anlayabilirim.”

Mescid-i Aksa'da derin bir soluma:

“-Küba Mescidini düşünüyorum. Acaba imar edilmiş mescid o mu idi biz mi? Allah sevgilisinin üçtaşı üst üste koyup inşa ettiği, süsten ve ihtişamdan uzak, ancak kalbinde çağların en hür imanı atan, çağların en hür sesini kucaklayan o küçücük yapı mı, biz mi? Sirk aslanları gibi hissettiğim oluyor kendimi, zaman zaman. Görünüşte aslan ama pençeleri sökülmüş. Nerde benim hür haykırışım? Nerde benim hür ezanlarım?”

“-Ezan,” diye sayıklıyor Ayasofya. Ezan, ezan. Ezansız minare. Gözleri dolu dolu. Susuyor.

“-Derdini tazeledim, bağışla,” diyor Mescid-i Aksa. “Bazen, senin acın mı büyük benimkisi mi diye düşündüğüm oluyor. Gerçekten tartması zor. Ezan ki, müslümanın ebedî bağımsızlığını haykırır. Minareler ki, bu bağımsızlığın ilan için dikilmiş anıtlardır, minare ile ezanı ayırmanın acısına nasıl katlanılır? Nasıl katlanılır, ezana kelepçe vurulmasına...”

“-Hatıralar daha bir kahrediyor, bilir misin? Fetih günü, yaşadığım heyecan bir an gözümün önünden gitmiyor,” diyor Ayasofya.

“-Evet,” diyor Mescid-i Aksa, “O günü senin adına binlerce mescidle birlikte kutlamıştık. Bayram günleri çocukların kalbindeki heyecanı düşün. Yüreklerimiz öylesine sevinçle, heyecanla atmıştı. Hz. Peygamber'in mübarek hadislerindeki "Ne mutlu o kumandana, ne mutlu o askere" sözlerini kaç kere tekrarladık bilemezsin. Senin ezana kavuşmanı nasıl tekbirlerle kutladık. Nasıl kutladık Allah’ım!”
 

Her Güne Kelime

mahzun: hüzünlü, tasalı, kaygılı
ebedî: ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan,
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Düşünenler İçin İbret Vardır
« Yanıtla #3 : Şubat 11, 2010, 12:38:31 ÖÖ »
Düşünenler İçin İbret Vardır

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler. (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.” (Nahl, 10, 11)
 
 
Rasûlullah (sav) buyuruyor:
"Kim yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir ağacı boşuboşuna keserse Allah da onu başaşağı cehenneme atar" (Ebu Davud, Edeb 5239.)
 
 
Rasûlullah (sav) başkent Medîne-i Münevvere'nin şehir sınırından itibaren 12 mil mesafeyi koruluk alanı millî park ilan ederek, oranın kurduna kuşuna, ağacına çiçeğine dokunulmasını yasaklamıştır. (Buhari, Cihad 71; Müslim)

Zaten sınırlı miktardaki kereste ihtiyacını karşılamak için Medine'nin yukarıda söylediğimiz 12 millik sit alanı dışında el-ğabe diye bilinen bir yeri kesime açmış, fakat ağaç kesmek isteyene kestiği ağacın yerine mutlaka bir fidan dikme şartını koşmuştur. (Buhari, At' ime 46; Ebu Davud) 
 
Her Güne Kelime
ibret: 1. kötü bir hâdiseden (olay) alınan ders. 2. acayip, tuhaf.
hışm: kızgınlık, öfke.
 
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Öfkeden Uzak Yaşamak
« Yanıtla #2 : Şubat 11, 2010, 12:30:41 ÖÖ »
Öfkeden Uzak Yaşamak

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 159)
 
 
Rasûlullah (sav) buyuruyor:

 “…Şüphesiz ki Allah her işte yumuşaklığı sever” (Müslim, Selâm 10-11)
 
 
Ömer b. Abdülaziz valisine yazdığı mektupta:

“-Kızdığın bir adamı hiddet anında murakabe etme. Onu tevkif et. Hiddetin geçtikten sonra suçu nispetinde cezasını ver. On beş kırbaçtan fazlaysa sakın vurdurma. Öfke ve hırstan korunmuş olan kurtulmuştur, demiştir.”

Ali İbn Zeyd şöyle der:

“-Kureyş'ten birisi Ömer Bin Abdülaziz'e, ağır sözler söyledi. Ömer uzun bir müddet sustuktan sonra:”

 "-Saltanat gururu ile şeytanın, beni titretip harekete geçirmesini ve yarın senin benden alacağını bugün benim senden almamı istedin. dedi."
 
 
Her Güne Kelime

murakabe: 1. bakma, gözetme, göz altında bulundurma. 2. tas. kendi iç âlemine bakma, dalıp kendinden geçme. 3. denetleme, kontrol
tevkif: 1. durdurma, durdurulma. 2. alıkoyma. 3. mevkuf (tutuklu) hâlinde bekletme.
 
 
 
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
" Allah’ın Sırlarından Bir Sır "
« Yanıtla #1 : Şubat 09, 2010, 10:52:54 ÖS »
Allah’ın Sırlarından Bir Sır

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı, ve insan "Ne oluyor buna!" dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır,” (Zilzâl, 1.2.3.4 )

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“Onun haberleri, her erkek ve kadının yeryüzünde neler yaptığına şâhitlik ederek, sen şu günde şöyle yapmıştın, demesidir. İşte yerin haberleri budur” (Tirmizi, Kıyamet 7)

Kader hakkında bir kimse Hz. Ali (ra)‘a sordu;
Hz Ali (ra) buyurdu ki:
"O karanlık bir yoldur, ona girme!"
Tekrar soruldukta:
"O derin bir denizdir, ona dalma!"
Tekrar soruldukta:
"O Allah'ın sırlarından bir sırdır ki, onu sana gizlemiştir, fazla araştırma!"

Her Güne Kelime
şahid: 1. şahit (tanık). 2. senet yerine geçecek şekilde büyük bir eserden veya kimseden alınan örnek.
şâibe: 1. leke, kusur; noksan, nakîsa. 2. kötü eser, iz.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.