Gönderen Konu: Kehanetler ve Kâhinler  (Okunma sayısı 451 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Kehanetler ve Kâhinler
« : Ekim 03, 2009, 02:47:46 ÖS »
Kehanetler ve Kâhinler



Kehaneti, en yalın anlamıyla, duyulardışı bir sezgi yoluyla, doğrudan doğruya geleceğin bilinmesi olarak tanımlayabiliriz. Kehanet olgusuna en ilkel kabine kültürlerinden, en gelişmiş uygarlıklara kadar her toplumda rastlamak mümkündür. Çünkü bu olgu biz insan şuuruna özgü bir yeteneğin eseridir ve bazı insanlarda doğuştan mevcut olmakla beraber aslında hepimizin içinde saklı durmaktadır.



Nitekim, hemen hepimiz yaşamlarımızda en azından birkaç kez geleceğe ait sezgiler ya da rüyalarımızın gerçekleşmesi gibi gerek kendimizde, gerekse çevremizde, olaylara rastlamışsızdır.



Dilimizde yaygın olarak kullanılan kehanet, Arapça kökenli bir sözcüktür ve Türkçe karşılığı 'önbili'dir. Kehanette bulunan kişilere her çağda, her toplumda farklı isimler verilmiştir. Bu isimlerden dilimizde en yaygın olarak yerleşmiş olanı 'kahin'(erkek) veya 'kahine'dir (kadın).



Kahin sözcüğünün anlamı, gaipten haber veren ve Tanrı habercisidir. Ruhsal alem, beş duyumuzun algı sınırlarının üzerinde bulunan ve çok daha ince vibrasyonlardan oluşan, fizik kanunların dışındaki kanunlara tabi olan bir boyuttur ve insan her an bu boyutla iç içe yaşamaktadır.



Duyular dışı yeteneklere sahip olan kişilere genel anlamda 'medyum'adı verilmiştir. Özel yeteneklere sahip olan medyum tabiatlı kişiler, ruhsal alem veya ruhsal boyutun varlıklarıyla iletişim kurabilmektedirler. Alınan bilgiler, insanın günlük yaşamı içerisinde duyular kanalıyla algılayamadığı, fakat özel şuur durumları içerisinde uzanabildiği farklı boyutlardan ve bu boyutlarda varlığını sürdüren yüksek deneyimlere sahip, insanların gelişimlerinden sorumlu idareci ruhsal varlıklardan alınan ruhsal tebliğlerdir.



Kehanetler, büyük bir buzdağının su üstünde görünen küçücük bir bölümü gibidir. Asıl önemli olan suyun altındaki görünmeyen kısmıdır. Kehanete duyulan ilginin temeli, gelecekte olacakları öğrenmeye duyulan meraktır. İnsanın geleceğe karşı zayıf ve bilinçsiz durumda bulunmasından ötürü, yaşama karşı daha bilgili olarak direnebilmek, kendini emniyete almak, arzularının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini öğrenmek, aşırı derecede eş koşulan hedeflerin gerçekleşmeme durumunda hayal kırıklıkları yaşamamak ve kaderininne olduğunu bilmek isteği yatmaktadır.



Kehanetler akılsal ve sezgisel olmak üzere başlıca iki bölüme ayrılmıştır. Akılsal kehanetlerin başlıcaları astroloji, el falı (şiromansi), i-ching, kahve falı, numeroloji, tarot, yazıyı inceleme (grafoloji) ya da yüz hatlarını inceleme (fizyonomansi) olarak sayılabilir.



Sezgisel olanlar, asıl kehanetleri teşkil ederler. Bunlar duygu olarak, fikir ve zihni aniden aydınlatan 'önceden biliş'(prekognisyon) şeklinde ifade edilmektedir. Bu bir medyumluk türüdür ve buradaherhangi bir biçimde aklı kullanma ve mantık yürütme söz konusu değildir. Bu gibi kehanetlerden bazıları akla ters düştüğü için zihin tarafından reddedilse bile yine de gerçekleşmektedir.



Sezgi ve durugörü, kehanetin esasını oluşturmaktadır. Haberci rüyalar, vizyonlar, gelecekte olacakları bilme (premonisyon) bu gruba girerler. Akılsal yöntemlerle kehanette bulunanların çoğunda, kullandıkları yöntemlerin de etkisiyle sezgiler açılabilir, durugörü yeteneği gelişebilir.



Kişi, astroloji, el falı, grafoloji, tarot, jeomansi, vb. Herhangi bir yöntemle geleceği öğrenmeye çalışıyor olabilir. Ancak şayet önünde çizmiş olduğu horoskop, incelediği yazının ya da avuç içi çizgilerinin formu, açmış olduğu kartın üzerindeki sembolik resim ya da toprak üzerindeki o şekiller, kendisi için bir konsantrasyon vasıtası oluyor ve bir zaman -mekan ötesine taşma hali meydana getiriyorsa (örneğin Nostradamus böyle transa girerdi) o zaman kişi gerçek kehanetle meşgul oluyor demektir.



Eski çağlarda başvurulan kehanetlerde, zaman zaman, tüm bir ulusun geleceğini öğrenme endişesi de bulunurdu. O çağlarda kahinlerin, falcıların sayısı oldukça fazlaydı. Yüksek sınıfa mensup olanlar ve ülkeyi yönetenlerin de özel falcıları, kahinleri bulunurdu. Görücülerin ve kahinlerin yanı sıra aşağı seviyeden kahinler de vardı ve bunlar, halkın önem verdiği her türden işareti yorumlamak gibi bir mesleğe sahiptiler. Bunların çeşitli garip yöntemleri vardı ve bu tip aşağı seviyeden kehanet yöntemlerinde göksel bir ilhamın payı yoktu.



Aruspis'ler, Etrüsk kökenli Romalı kahinlerdi. Bunlar kurban edilen hayvanların (genellikle boynuzlu) bağırsaklarını inceleyerek kehanette bulunurlardı. Bu geleneğe, yüzlerce yıl önce, Orta Asya toplumlarında da rastlamaktayız. Bu işi, daha sonra yıldırımıyorumlayarak devam ettirmişlerdir.



Aruspisler, hayvanın kurban öncesi halini, can çekişmesini, daha sonra iç organlarını (bağırsakları, kalp ve karaciğeri) incelerler; sonra yakılışı sırasında çıkan alevlere bakarlar, ayrıca kurban töreni sırasında kullanılan suyu, tütsüyü, şarabı ve unu da inceler ve kehanetlerde bulunurlardı.



Vardıkları hükümler, özellikle görünmez olaylar, kamuoyu ve Roma'nın kaderi hakkında olmaktaydı. Yanmakta olan ateşe bakarak kehanette bulunmaya Piromansi [Mansi=Manteia (Yun) kehanet tekniği anlamındadır], bundan çıkan dumanlara göre kehanette bulunmaya da Kapnomansi denir. Bunlar o dönemin en yaygın teknikleriydi.



Şayet ateş zor yakılırsa, alev göğe doğru dikey yükselmezse ve çok parçalı olursa, ayrıca yağmur, rüzgar ya da başka herhangi bir etkiden dolayı sönerse, tüm bunlar felaket haberi olarak yorumlanırdı. Tersine, şayet alevler yakılan kurbanın cesedine iyice nüfuz ediyorlarsa, alev düz ve temiz şekilde yükseliyorsa, duman çıkarmıyorsa, bu, kurbanın Tanrılarca kabul edildiği anlamında yorumlanırdı.



Dumanın yoğunluğu, rengi, kalınlığı ve yönü de önemli işaretlerden sayılırdı. Tütsüden çıkan dumandan anlam çıkarmaya Lebanomansi denirdi. Yere dökülen unun aldığı şekillere bakılarak da kehanette bulunurlardı. Buna da Kritomansi denmektedir.



Roma'da bazı kutsal sayılan kuşların uçuşunu, ötüşünü ve yem yiyişini yorumlayan kişilere ise Ogür denirdi. Eski Roma'da Ogürler, önemli kişiler olarak kabul edilirlerdi. Ogür, genellikle gün doğmadan önce dışarı çıkar, başı örtülü olarak gider veağaçsız bir yerde dururdu. Burada bazı kutsal sözler söyledikten sonra elindeki değneği yukarı kaldırır ve göğün kısımlarını belirlerdi; ayrıca arazinin içinde kehanetin gerçekleştirilebileceği sınırları da saptardı. En ufak bir rüzgar dahi çıksa ellerinde taşıdıkları fener söner, onlar da böylece boş yere uğraşmayı bırakırlardı.



Toprak yüzeyindeki çatlaklara, pürtüklü kısımlara bakarak ya da toprağa taşlar atıp bunların aldıkları şekli yorumlayarak yapılan kehanete de Jeomansi denir. Bu, Araplarda çok yaygın olan bir yöntemdi. Gastromansi ise şöyle uygulanırdı: Etrafı meşalelerrle çevrili bir kabın içine saf su konurdu. Sorulan sorunun cevabının, suyun içinde meşalelerin meydana getirdiği ışık hareketlerine bakarak alındığı ve bunu da, sadece ergenlik çağındabir gencin ya da hamile bir kadının görebileceği söylenirdi.



Alektriomansi ise şöyle gerçekleşirdi: Bir çember ya da kare üzerine alfabenin harfleri çizilirdi ve her biri üzerine bir buğday tanesi konurdu. Figürün ortasına konulan bir horozun bu taneleri nasıl yediğine bakılırdı. Buğday tanelerinin altındaki harfler sırasıyla not edilir ve ortaya çıkan kelimelere göre tahminler yapılırdı.



Botanomansi uygulamasında ise, danışan kişi adını ve sorularını bitkinin yapraklarına yazar ve bunlar rüzgara bırakılırdı. Bir süre sonra rüzgarın çok dağıtmadığı yapraklar toplanır ve biraraya getirilerek, üstlerinde yazılı harflerle cümleler oluşturulur ve cevap alınmaya çalışılırdı.



Molibdomansi'de düz ve yaş bir masa üzerine eritilmiş kurşun akıtılırdı. Katılaşan kurşun çok sayıda küçük işaretler oluştururdu ve bunlar yorumlanırdı. Seromansi de tıpkı Molibdomansi gibi uygulanırdı. Farkı, kurşun yerine balmumu kullanılmasıydı.



Daktiliomansi'de ise, alfabenin 24 harfinin yazılı olduğu bir masanın üzerinde, bir ipe asılı durumdaki yüzüğü sıçratırlar ve bunu üstüne düştüğü harfleri bir araya getirerek cevabı saptarlardı.



Tefromansi yönteminde, herhangi bir şeyin üstüne küllerle yazı yazılırdı. Sonra bu, rüzgara tutulur ve rüzgarın silemediği harflerden kehatte bulunulurdu.



Onomamansi ya da özel isimlere bakarak kehanet, eskiler tarafından çok kullanılırdı. Her harfe sayısal bir değer verilir ve isimdeki sayının toplamından ya da ismin kökenine bakarak anlam çıkarılırdı.



Nekromansi, ruhsal varlıklara danışma vasıtasıyla danışma veya kehanet anlamına gelmektedir. Çok eski çağlara uzanan bu yöntem, günümüzün spiritizm tecrübelerini andırmaktadır. Verdiğimiz bu örneklere daha nicelerini eklemek mümkündür. Bunlara, bazılarının sitemizde de bulunduğu Oniromansi'yi (haberci rüyaların yorumlanması), Kartomansi'yi (iskambil falı) ve onun atası ve esası sayılan Tarot'u, Astroloji'yi ve ayrıca Çinlilerin I-Ching'ini örnek verebiliriz.



Burada altı çizilmesi gereken önemli husus şudur: Gerçek kehanetlerde, şamanın ya da kahinin kullandığı eşyalar sadece konsantrasyonu belli bir noktada toplamak için kullanılmaktadır.



Şuurunu belli bir vibrasyona yükselten medyuma çeşitli ruhsal varlıklardan veya ruhsal varlık topluluklarından, insanlığın genel gidişiyle ilgili bilgiler verilmektedir. Yani burada kahinin kullandığı cisimlerin veya eşyaların hiçbir önemi yoktur.



Kehanet Olgusu Hakkında Çeşitli Görüşler



Parapsikolog Hunter Mackintosh'a göre gelecek şimdide mevcuttur. İçinde bulunduğumuz zamanı geçmişimiz tarafından belirlenmiş olarak düşünürüz, çünkü zamanımıza kadar gelen olayların akışını izleyebiliriz. Fakat sebep-sonuç bağıntısını o andan itibaren geleceğe kadar sürdüremeyiz. Yine de geleceğe ait olayların önceden kesin olarak bilinmesine dair elimizde örnekler bulunmaktadır. Hiç şüphesiz daha önceden olmuş olaylara bakarak gelecekte ne olacağını söylemek bazı durumlarda mümkündür.



Görgü ve deneyimlerimiz bize bazı olağan olayları önceden bilmemizi mümkün kılar. Basit bir hesap ya da tahmin yöntemiyle bazı şeyleri önceden bilmemize yardım edebilir. Fakat diğer ve belki de daha önemli şeyleri önceden bilmek olağandışı bilgi derecesini ya da normal üstü algılama gücünü gerektirecektir.



Kehaneti bir gerçek olarak kabullenmek bir bakıma geleceğin şu anda mevcut olması gerektiğini ileri sürmek gibi görünmektedir. Hür iradenin mevcut olduğunu kabul eden bizler, içinde bulunduğumuz zamanda geleceğin de olduğunu nasıl ileri sürebiliriz? Eğer gelecek önceden belirlenmişse, olayların gidişatını etkilemek konusunda bizim yapabileceğimiz bir şey yok demektir.



Hür iradeye inanmış olmak, hiçbir şeyin önceden belirlenmiş olduğunu kabullenmemek demektir. Fakat geleceğin genel hatlarıyla belirlenmiş olduğu düşüncesiyle, hiçbir şeyin önceden belirlenmediği düşüncesi birbiriyle nasıl uzlaşabilir? Bu soruya cevap 'Gelecek, genel hatlarıyla şekillenmiştir.'düşüncesini ele alış tarzına bağlıdır. Geleceğin bu şekilde düşünülmesi anlaşılması zor bir kavramdır. Böyle düşünmek belki de, eğer onu bir güzel sanatın içinden çıktığı yaratıcı bir eylem olarak ele alırsak, bu görüşü anlamamıza yardım edecektir.



Bir sanat eseri fiziksel olarak meydana gelmeden önce sanatçının düşüncelerinde, hayalinde meydana gelir. Yani o eser yapılması olası hale gelmiştir, fakat henüz fiziki olarak görünür hale gelmemiştir. Maddileşmesi gerekir. Bir obje haline gelene kadar gerçekleşmiş olmaz.



Bir sanatçı çizmeden, boyamadan ya dayontmadan önce yapacağı işin formunu çeşitli şekillerde hayal eder. Fakat bu imajşekillerden sadece bir tanesi imalat olarak ortaya çıkar. Bu analizi bizim gelecek düşüncemize uyarlayacak olursak, gelecek birden fazla formlar halinde vardır vebunlardan sadece bir tanesi algılanabilir hale dönüşür.



Hologram, 1960'larda keşfedilmişentererasan bir teknolojik buluştur. Kısaca üç boyutlu bir görüntüleme tekniğiolarak tanımlanabilir. Hologram plakalarının üzerine lazer ışını vasıtasıylaherhangi bir cismin görüntüsü kaydedilebilir. Bir hologram plakasını alıp ikiyekırarsanız, plakanın yarısından da kaydedilmiş görüntünün bütününü elde edebilirsiniz. Daha küçük parçalara dahi bölseniz yine asıl görüntükaybolmayacaktır.



Ünlü fizikçi David Bohm, holografik modelin evrende geçerli ilke ve yasaların temeli olduğunu söylemekte veevreni bir 'holoeylem'(holomovement) olarak tanımlamaktadır. Ona göre evrende hiçbir şey bütünden ayrı düşünülemez. Görebildiğimiz ve göremediğimiz her şey muazzam bir düzen içerisinde birbirleriyle bağlantılıdır ve hepsinin özünde aynı bilgi saklıdır.



Bazı yetenekli kişilergeçmişi bir ekranda izlermişçesine görebilmektedirler. Benzer şekilde, kozmik hologramın içinde geleceğe atlamak da mümkündür. Gelecekte olacak bazı olaylarıgörmenin geçmiş olayları görebilmek kadar kolay olduğunu belgeleyen büyük birkanıt birikimi vardır. Bohm'un her insan şuurunun kaynağının saklı düzendebulunduğu yolundaki önermesi, hepimizin geleceğe geçiş yapabilme yeteneğine sahip olduğumuzu ima etmektedir ve bu da kanıtlarla desteklenmiş durumdadır.



Araştırmalar geleceği önceden görmevizyonlarının trajik olaylar konusunda daha sık ortaya çıkmakta olduğunu göstermektedir, mutlu olayların sezilme oranı, üzücü olayların sezilme oranınındörtte biri kadardır. Kötü olaylar arasında ölüm olayının içe doğması enyüksek orana sahiptir. Bunun arkasından kazalar ikinci ve hastalıklar üçüncüdurumdadır.



Spiritüel bilgilere göre, insanın kaderi onun doğmadan önce yapmış olduğu hayat planı ile bağlantılı olduğu içingeleceği de kendi ruhsal ihtiyaçları ile doğru orantılı olarak bir akış izler.Gelecek, insanın dünya yaşantısında izlediği yola ve tempoya göre şekilalmaktadır. Bu adeta şuurlu bir zaman akışına bizlerin dikkatini çekmektedir.



Bizler önümüzde bulunan yollardan birini seçeriz ve o yolu seçmekle, yol üzerinde olan her şeyle karşılaşmayı daberaberinde seçmiş oluruz. O sıradaki geleceğimiz de seçmiş olduğumuz o yola göreşekillenmektedir. Eğer başka bir yola saparsak geleceğimiz bazı özel durumlardışında değişmiş olur. Burada varlıksal ilkelerden olan seçme özgürlüğüilkesininin varlığın yaşamında ne kadar önemli bir yeri olduğu ortaya çıkar.



alıntı
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.

 

Çevrimdışı Sessizlik

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1000
  • Country:
    • http://beyazgul7.spaces.live.com/default.aspx
Kehanetler
« Yanıtla #1 : Ekim 03, 2009, 02:56:04 ÖS »
Kehanetler
Günümüzle ilgili şaşırtıcı kehanetler...


Babil... Bağdat...
Tevrat/Babil–Jeremiah (Yeremya) Peygamber Isaiah (İşaya) Peygamber bölümleri
“ Babil'e karşı büyük milletler uyanacaklar... ve ona karşı dizilecekler...”

“ Herkesi Babil'e karşı çağırın, çepeçevre ona karşı ordugah kurun, kimse oradan kaçıp kurtulmasın...”

“ Ey sen, çok sular üstünde oturan, bol hazineleri olan, sonun geldi, kötü kazancının ölçeği doldu...”

 “ Bütün memleketi (Babil'i) viran etmek için Rab ve gazabını silahları uzak bir diyardan, göklerin ucundan geliyor...”

“ Kuru, senin ırmaklarını kurutacağım...”

“ Suları üzerinde kuraklık ve onlar kuruyacak ve onun denizini kurutacağım...”

Zamanların Sonu...
İsa ve Zechariah (Zekeriya) Peygamberler ve Vahiy Kitabı (Havari Yuhanna / Apocalypse) ve İncil / Matta ve Luka.
“Zamanların sonu, İsrail'de incirler açtığı zaman gelecek...”

Birçok dini uzmana göre İsrail'in simgesi  incirdir ve İsrail incir çiçekleri çoktan açtılar.

“Zamanların sonu, Kudüs, uluslararası bir sorun olunca gelecek...”

Bu çok açık bir kehanet, Kudüs hep sorundu ve hala sorun...

“Zamanların sonu, İncil, tüm dünyada okununca gelecek...”

Tüm dünya artık her şeyi okuyor, TV ve internet yeterli değil mi?.
 
“Zamanların sonu, tüm dünya olaylara canlı tanık olduğunda gelecek...”

Bu da çok açık ve çarpıcı, medya ve internet aracılığı ile insanlar her şeyi canlı izliyorlar.

“Zamanların sonu, ordular Fırat Irmağı'nı geçtiklerinde gelecek...”

Gördük ki Fırat'ın üzerinden ordular geçti...

Nostradamus ve Küresel Isınma...
Şimdi, birkaç tane seçilmiş Nostradamus örneğini görelim...

(Centuries'ten seçmeler...)

Gizli ateşlerle, birçok yer sıcaktan yanacak ,
Az yağmur, sıcak rüzgar, çatışmalar, yaralar.
Aniden büyük bir tufan olacak,
Gök, hava ve toprak belayla dolu, karanlık,
20.Yüzyıl'ın sonunda, Büyük Beyaz Ölüm soluğu ile acımasızca gelerek, dünyayı beyaz cehenneme dönüştürecek,
Buzlu rüzgarlar ve fırtınalar dünyayı 40 gün, 40 gece etkileyecek,
Büyük Beyaz Ölüm'den kurtulanlar için yaşamın değeri çok büyük olacak, 
Beklenen Kıyamet Günü (Armageddon), 2000'lerde gerçekleşecek,
Yüzyıl yenilenirken salgın hastalıklar, kıtlık artacak, ölüm askerlerden gelecek,
Az yağmur, sıcak rüzgar, çatışmalar, yaralar.
Büyük kıtlığın yaklaştığı görülünce,
Kıtlık sık olacak, sonra evrensel olacak,
Büyük, uzun, çok güçlü olacak,
Ağaçlar köklerinden, çocuklar annelerinden kopacak.

Nostradamus'a göre 2006'da yağmur ormanları yok olacaktı ama azalsalar da hala varlar ve bir yıl sonra da yani 2007'de kuraklık baş gösterecek. Ardından Dünya'yı depremlerle dolu bir 18 yıl bekliyor. 2025'te ise dünya'nın ekseni değişecek. Salgın hastalıklar ise cabası. En ölümcül salgın da “Büyük Neptün” dediği Amerika'da baş gösterecek. Kahinin 1555'te yazdıkları, BM'nin küresel ısınma raporuyla ciddi benzerlikler taşıyor. Dünya'yı büyük çevre felaketlerinin beklediğini öne süren Nostradamus, depremler sonucunda 2025 yılına kadar dünya ekseninin de değişeceğini söylüyor. New York'lu şifre çözücü yazar Peter Lorie, gelecek mühendisi olarak tanımladığı Nostradamus'un dörtlüklerinden yola çıkıyor ve bir çok uzmanın kahinin dörtlüklerinde 2012 yılına dikkat çektiğini ama insanoğlunun ilk önce 2007 yılına önem vermesi gerektiğinin altını çiziyor ve; "Nostradamus'un kehanetlerine göre 21'inci yüzyılın başı yeni olaylara gebedir" diyor. Bunlar neler..?

Dünya'nın merkezinden çıkan volkanlar, New York civarında sarsıntılara sebep olacak sonra Syracuse yeni bir nehri kızıla boyayacak Mars, Merkür ve Ay bir araya geldiğinde, Hindistan'ın güneyine ve Asya'ya doğru büyük kuraklıklar olacak. Dünya depremlerle titreyecek. Lorie, dörtlüklerde bu yüzyılın sorunlarının anlatıldığını söyleyerek insanları uyarıyor; "Bu hızla gidersek, 2006 yılından sonra hiç tropikal orman kalmayacak. Böylece ağaçlar havayı temizlemek görevini yerine getiremeyecek. Asıl sorunlar 2007 yılından itibaren kendini hissettirmeye başlayacak." Ünlü şifre çözücü, iklim bilimcilerin yeni bin yılın ilk yıllarında dünyanın şimdiye kadar görülen en büyük kuraklığa sahne olacağını söylediğini de belirtiyor ve ekliyor; "Fırtınalar her zamankinden daha sık olmakta. Yakın zamana kadar büyük fırtınalar birkaç yılda bir olmaktaydı. Ancak şimdi neredeyse altı ayda bir görülmekteler." Lorie'ye göre, kahin dörtlüklerinde 2025 yılına kadar sadece depremlerden değil, belki dünyanın ekseninin bile değişimine sebep olabilecek sismik aktivitelerden bahsetmekte. Baharda bunlar olacak ve bunu diğer olağanüstü gelişmeler izleyecek. Ülkelerin altının üstüne gelecek ve büyük depremler yaşanacak... Ekim ayında da en büyük hareket olacak ve insanlar gezegenin yerçekimini kaybettiğini düşünecekler. New Yorklu yazar, 21'inci yüzyılda amansız hastalıkların insanoğlunun başını çok ağrıtacağını da, Nostradamus'un dörtlüklerinden örnekler vererek açıklıyor.

Bunlar olabilir mi? Ama eğer isterseniz biz Mayaları, Nostradamus'u bir yana bırakabilirsiniz zaten şu ana kadar okuduklarınız yeterli değil mi? Devam edelim...

Ve inanılmaz Shipton Ana...
İngiliz Kahine Shipton Ana'nın kehanetleri içeren orijinal kopyalar (Yani o dönemde yapılmış olan kopyalar), Güney Galler'de Mitchell Eyalet Kütüphanesi'nden otuz yıl önce çalındı. Hala izi bulunamadı. Orijinal el yazmaları ise aynı yerde kilitli bir odada saklı ve ziyaretçilerin görüşü yasak. Bilindiği kadarıyla, kehanetler yüzyıllarca aynı yerde kavanozların içinde rulo olarak bulunmuşlardı. Sonraki yüzyıllar içinde yapılmış olan bir diğer kopya ise Londra Swiss Cottage Kütüphanesi'nde saklanıyor. Shipton Ana günümüzden söz ederken bazı yerlerde ne demek istediği açıkça belli oluyor. Yorum yapmıyor, çevirileri sunuyorum...

Gelecek zamanda nelerin olacağına dair,
Dünyanın altüst olduğu zaman geldiğinde,
Alevli yıl kısa zamanda gelirken,
Aşk ölecek ve evlilik sona erecek, (Beraber yaşamak)
Ve uluslar azalacak, bebekler azalırken, (Kürtaj)

Fırtınalar ve okyanuslar kükreyecek,
Eski ülkeler ölecek, yenileri doğacak,
Kızgın canavar göklerden geçecek,
Dağlar kükremeye başlayacak,
Depremler düzlüğü kıyıya ayırıyor,
Ve sel gibi sular içine saldırıyor,
Karalarda tufan olacak, gürültüyle,
İnsanoğlu çamur bataklığına gömülüyor,

Fışkıran sular azalıyor,
Ve insanlar ölecekler, susuzluktan evvel,
Okyanuslar kıyılardan yükseliyor,
Ve ülkeler çatırdıyor, yırtılıyor, yeniden,
Ve bir uzak soğuk yerde,
Bazı insanlar, oh, ne kadar az bir grup,
Kendi sağlam yerlerini terk edecekler,
Ve dünyada kısa bir süre, çok az sayıda,
İnsan ırkı yeniden başlıyor,

Toprak denizden yeniden yükseldiğinde,
Kuru ve temiz olacak, yumuşak ve özgür,
İnsanoğlu kirli, pis ve orada,
İnsanın kaynağı, yeni soy,
Ve orada her korku yaşanacak,
Fakat zaman belleği siliyor,
Sıcaklık, soğuk ve bunlar insan eseri, (Küresel Isınma)
Geleceğin insanının düşünceleri aydınlık,

Üç uyuyan dağın nefesi hızlanıyor, (volkanlar)
Ve çamur içine gömülü ve buza ve ölüme,
Ve depremler kentleri ve kentleri yutuyor,
Ve uluslar iç çekiyorlar, yapacak bir şey yok,
Ve sarı adamlar büyük güç alıyorlar, (Çin)

Oh, herkesin görmesi için işaretler,
Bu gerçek kehanetin gerçeği.

7. ve 21. Yüzyıllar arasındaki dini yorumlar (Onaylanmış kilise kayıtları...)
1.Ortadoğu çok karışacak, yöresel savaşlar sürerken savaş  küreselleşecek.
2.Sonra insanlar kentleri terk edecekler, soluk almak ve su bulmak için dağlara sığınacaklar, kendilerini ve ailelerini kurtaracaklar...
3.Dev dalgalar Güney İngiltere'deki üç kıyı kentini yok edecek, kıyılar sular altında batacak. İngiltere çok sıcak bir yaz yaşayacak ve sivrisinekler çok fazla olacaklar.
4.Üç günlük karanlık sırasında kasırgalar ve depremler olacak. Salgın hastalıklar yayılacak, sülfür buharı her yere yayılacak.
5.Hiçbir araç çalışmayacak ve eski dönemdeki her şey durmuş olacak.
6.Modern yaşam, teknoloji ve refah unutulacak.
7.Bütün uluslar hukuken ortadan kalkacak, insanlığın üçte ikisi yok olacak.
8.Din adamlarına rastlanmayacak.
Peki ya sonra...?
Bütün bunların olmamasını tabii ki diliyoruz fakat gidişi görerek geleceği tahmin etmek için kahin olmaya da hiç gerek yok. Aslında bütün bunlar zaman faktörü ile ilgili yani Astrolojik verilere dayanan bir hesaplama yöntemi yani bilimsel temellere dayanmıyorlar. Ama tüm bu verilerin ışığında bizi asıl ilgilendiren ve şu anda gelinen yer gezegenimizin ve İnsanlığın karşısında çok ciddi sorunların varolması…

1.Nüfus patlaması ve doğumların durdurulamaması,
2.Beslenme krizi ve besinlerin paylaşım adaletsizliği,
3.Kaynakların tükenmeye başlaması. Ekolojik sorunlar, çevresel dengesizlikler, fosil yakıtların yarattığı kirlenme, ormanların tükenmesi, asit yağmurları,
4.Nükleer tehlike, bir çılgınlık veya nükleer silah ya da santrallerden gelebilecek bir kaza olasılığı,
5.Bilim ve teknolojinin kontrol altına alınamaması,
6.Dünya çapında politik erozyon, siyasi anarşi ve terörün yükselişi,
7.Doğada ve iklimlerde katastrofik değişimler,
8.Ahlak kurallarındaki yıkım, dostluk, sevgi, anlayış, sadakat, vefa, doğruluk, dürüstlük gibi kavramların aptallık olarak tanımlanması ve kötülüğün bilerek “Ne yapalım, düzen böyle...” anlayışıyla geçerli olması..
Yukarıdaki tehlikelerin kaçışı olamaz, birisi dahi sonumuzu getirebilir, sonuncu tehlike ise zaten ötekileri daha tehlikeli hale getirmektedir. Acaba gerçekten değişebilir miyiz? Bu mümkün mü? Dinsel ve politik ideolojiler şu ana kadar dertlerimize çözüm olamadılar, çözümler getiremediler, barış, huzur mutluluk, hak ve adalet hiçbir zaman gerçek anlamda bu gezegen üzerinde yaşanmadı. Dinleri Yaratıcı ile İnsan arasında özel ruhsal bir ilişki olarak görmek kaydıyla acaba bütün denenmiş siyasi ve sosyolojik ideolojileri, rejimleri kaldırıp atarsak, yerine neyi koyabiliriz? Paranın ve çıkarın egemen olduğu bir dünyayı nasıl değiştireceğiz? Ama en önemlisi zihniyetleri nasıl değiştireceğiz? Cevap yoktur ve kötü bir şey olmadan da olmayacaktır fakat o zaman da cevabın anlamı kalmayacaktır...

Kalki Kehanetleri...
Hindu kutsal kitabı Bhagavad Gita'nın bir bölümünde, Tanrı Vişnu'nun dünyaya bir Avatar yani bir kurtarıcı bilge olarak yeniden doğar Vişnu insanlığı kurtarmak, kötülüğü yok etmek ve Dharma'yı yani yasayı yeniden oluşturmak için gelmiştir çünkü insan toplumu moral ve kültürel değerlerini yitirmiş ve neyin doğru, neyin yanlış olduğundan artık habersizdir. Bu noktada çok açık bir zihinle düşünmemiz gerekir; bütün dinler bir Mesih'in kendi dinleri için geleceğini öngörürken, kendi toplum ve coğrafyalarına göre isimler verirler, bazı isimlerin örtülmüş, aktüel isimlerin değiştirilmiş olasılığı da düşünülmelidir ya da çok çok eskilerde kalan yerel adlar kullanılmıştır. İşte örnekler...
       
“... İnsanlar merhametli oldukları kadar başkalarına büyük zararlar verebilirler, Kali Çağı, zararlar çağıdır; Kali Çağı'nda rahiplerin evleri olacak, evsizler ahlaksız olacaklar, insan bu çağda öğretmenleriyle alay edecekler, sahte dinler çıkacak ve çok ilgi çekecekler ve iyileri kandırmak için hileler yapacaklar; evlilik çok basitleşecek çünkü kadın ve erkek bunu kabul edecekler. İnsanlar dostluk yaparken yalancı, dolandırıcı olacaklar, ancak iltimas yaparken yüce gönüllü olacaklar, insanlar sadece sağlıklı olduklarında ve hacca gittiklerinde dindar olacaklar... dünya verimsiz olacak, ırmaklar taşacak, kadınlar konuşmaktan fahişeler gibi zevk alacaklar ve düşünceleri kocalarından uzak olacak; düşük sınıflardan doğanların rahip ve yönetici olmalarına karşı çıkılmayacak; yağmurlar bulutlardan düzensiz yağacak; toprak bereketsizleşecek; halk vergilerin altında ezilecek; bal, et ve meyve yerine kökleri yiyecekler; Kali'nin ilk çeyreğinde halk Yaratıcı ile alay edecek; ikinci çeyrekte halk artık Yaratıcı'nın adını  hecelemeyecek; üçüncü çeyrekte insanlar melezleşecekler ve dördüncü çeyrekte insanlar aynı düzende olacaklar, ırklar bir hiç olacak; Yaratıcı'yı unutacaklar ve dini çalışmalar kalkacak.”  I. Kalki Purana (1;23-38)

Prag Kahinesi... (? – 1658)
Bohemyalı yetim bir kız olan Kahine hakkında fazla bir bilgi yok, genç kızlığında çingenelerle beraber yolculuk yaparak, Kutsal Topraklar'a, Orta Doğu'ya. İtalya'ya gitti ve ileri yaşlarda Prag'a yerleştiği biliniyor. Kehanetlerini bahçıvanı yazmıştı...

1.... Kalplere karanlık girecek. Halk çok garip, tüm bilgiler zararlı ve dünyayı tehdit ediyorlar.... ve yıldızları yöneteceklerine inanıyorlar. Bu onların küstahlığı, insanlık haddini bilmeyip uzaklara gitmek istiyor ve zorluklara üzülüyor. İnsanlar çok acı çekiyorlar çünkü insan ruhu her şeyi fethettiğini sanıyor ve doğa değişiyor (İklimsel değişimler, küresel ısınma gibi...
2.Tanrı ile alay edecekler, onların suçları Tanrı'yı iğrendirecek çünkü onlar yapay insan yapmak isteyecekler (Clonlama). Yapay insanların ruhları zavallı, beyinleri kalacak...
3.Yeni dinler doğacak (Yeni Çağ öğretileri)...
4.Karanlık zamanlar gelecek, iki beş ve çapraz 19'da (???) Yaşananlar daha önce hiç yaşanmamış olacak. Dünya hareket edecek, sallanacak, derin çatlaklar açılacak, ölüler ve canlılar içine düşecekler... her şey karanlıklara gömülecek (Üç günlük karanlık?).
5.Garip zamanlar, garip insanlar dünyayı dolduruyor. Hiç kimsenin şansı yok, doğa şiddet dolu ve insan ruhu kendisini evrenin üzerinde hissediyor... Niçin karanlık dalgalar kıyıları dövüyor ve yakıyor? ... her yerde yaban otları, hava zehirli, kentler kır gibi. Bu insanlığın hasat günü mü?
Amerikalı Medyum Evangeline Adams...
1.Küresel ısınma sonucunda buzullar erirken, Kuzey Kutbu'nun altında antik bir UFO üssü bulunacak.
2.Dünya dışı canlılarla açıkça buluşulacak.
Hopi, Maya ve diğer Kızılderili inançlarındaki, kıyamet kehaneti ne anlama geliyor?
Hopiler ve Mayalar, Dünya Çağı'nın sonunu tanımlıyorlar veya zamanın bittiğini söylüyorlardı ama hangi zaman birimiyle? Mayalar'ın 13. Büyük Baktun Dönemi, belli hesaplara göre 6 veya 24 Haziran 2011'de sona erecektir. Ama kehanetlerin özüne dikkatle bakılırsa, bu her şeyin sonu demek değildir, bunun anlamı bir çağdan bir çağa geçiştir yani bizi endişelendirebilecek tek şey geçişi nasıl yapacağımızdır. Dirensek de, kabullensek de, geçiş sırasında yok edici olaylar yaşanabilir. Tüm Amerikan yerlilerinin geleceğe yönelik kehanetlerindeki ortak yön bu doğrultudadır. Gelecek değişebilir ve farklı bir patikadaki olaylar öngörülerek, gerçeğe dönüştürülebilir, tabii kulak verilirse... Bu bağlamda şu an ile 2012 arasındaki dönem, 2000 yılı odak olarak alındığında çok önemli kararların alınacağı kesin bir dönemdi ama 7 önemliyde ve bu değerli yıl yitirildi ve de asla geri getirilemeyecek...

Hz. Muhammed'in Kıyamet Öngörüleri...
“... Adam tekrar sordu: ‘Bana kıyametin ne zaman kopacağı hakkında bilgi ver?' Hz. Peygamber: ‘Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla bir şey bilmiyor!' karşılığını verdi. Adam ‘Öyleyse kıyametin alametinden haber ver!' dedi. Hz. Peygamber şu açıklamayı yaptı: ‘Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalınayak, üstü çıplak, davar çobanlarının yüksek binalar yapmakta yarıştıklarını görmendir.” Yahya Ibnu Ya'mur

“Allah'a yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz.” Hz Muhammed-Tirmizi, Fiten 9, (2171)

“Resulullah bir gün: ‘Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vacip olur!' buyurmuşlardı ve saydı; Milli servet, fakir fukaraya hiç verilmeden sadece zengin ve mevki sahibi kimselerin elinde kalırsa... Emanetleri alanlar, sorumlular emanetleri kendilerine kullanırlarsa... Zekat vermeyi, ibadet saymayıp, bir angarya ve ceza telakki ettikleri zaman.... Babasının yerine, arkadaşını koyduğunda... İbadethanelerde, düşmanlık, ticaret ve siyaset yapıldığında... Devletin başına en kötüsü geldiğinde... Devletin aciz kalıp otorite kuramaması sonucunda, zorbaların zulüm ve baskısından korkup saygı gösterildiğinde... Çok içki içildiğinde... İnsanları atalarını suçlayıp inkar ettiklerinde... Sizler artık kızıl rüzgarı, depremleri, yere batışı, gökten taş yağmasını bekleyin...” Hz. Ali

“Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helal mi, haram mı olduğuna hiç aldırmayacak.” Hz. Muhammed -Ebu Hureyre-Buhari, Büyü 7, 23; Nesai, Büyü 2, (7, 243)

Dindar olun ya da olmayın, bunlara bir itirazınız var mı?

2012 yılı son mu yoksa başlangıç mı?
Mayalar  için 2012 yılı zamanların sonu. Maya Kehanetleri'ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona erecek ve yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz. Beşinci kutupsal kayma olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesi iddiaları ileri sürülüyor ve dünyadaki iklimlerin değişimi de buna bağlanıyor. "Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar'a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi" deniyor. Acaba bunlar bilimsel olarak kanıtlandı mı? Bu soruya cevap olarak da, Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (Kuzey ve Güney Kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı deniyor. Bazı belgesellerde dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel olarak açıklanıyor. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var deniyor. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan şey Mayalar'ın bunu bilmeleri ya da gerçekten bilip, bilmedikleri... İddianın bir diğer yanı da Mayalar'ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmaları ve bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli. Ama neden şifre? Bu cevap verilemiyor....

Peki bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak? Mayalar 2012'yi insanlığın yeniden yukarı çıkışının yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta farklı inançlarda yer alan Altın Çağ'a böyle ulaşılacağı da ileri sürülüyor. Yani 2012'nin önemi burada. Düşen insanlık tekrar yukarı çıkacak ve bu çıkış 2012'de  başlayacak. Yine iddialara göre çıkış süreci başladı, belki de 2012 bir final olabilir. Ancak tufanla kıyameti birbirine karıştırmamak lazım da deniyor. Yani kıyamet ruhsal bir değişim, tufan ise fiziksel bir değişim demek. Ayrıca kıyamet tasavvufi ve ezoterik anlamda ayağa kalmak ve uyanmak demek. Ve bu uyanıştan kastedilen şey ruhsal aydınlanma... Bu nedenle verilen tarih çok önemli. Ancak bu tarihlemede iki yıllık bir hata payı bulunabileceği de belirtiliyor nedeni ise Maya Takvimi'nin bizim kullandığımız Gregoryen Takvim arasındaki farktan kaynaklanıyor yani MÖ 1'den MS 1'e geçilmiş olması, aradaki 0 atlanmış. Astrofizikçi Cotterel de bu konuya dikkat çekiyor. Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği iddiası Mayalar'a referans olarak veriliyor. Deniyor ki, insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar.

Medyada Dilek Sancılı imzalı habere göre, bu iddiaların kaynağı ünlü astro fizikçi Coterelli... Onun bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert'in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda bululan mezar taşının kapağındaki şifrenin  çözülmesiyle oldu. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirildiğinde ortaya bir Jaguarun ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar'ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel'i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar'ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi... Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen Güneş Haçı'nın üzerindeki delikler ise Güneş'in manyetik hareketlerini temsil etmekteydi. İşte bu Mayalar'ın gizli mesajıydı. Yani yaşanacak trajedinin sebebi Güneş'te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir.. İlginçtir ki şu andaki iklim değişiminin nedenlerini Güneş'e bağlayan bilim adamları da çok sayıda... Yalnız Mayalar'ın değil Sümer takvimlerinin de aynı tarihleri işaret etmekte olduğu da söyleniyor.

Astrolojik pencereden bakarsak...
Balık Burcu Çağı'na?inançlara göre aşağı yukarı milattan önce 6. Yüzyıl civarlarında girmiş olmalıyız. Bu dönem dünya üzerinde Antik Yunan Felsefesi'nin en etkin olduğu bir dönem. Aynı zamanda İbraniler'de de peygamberliklerin başladığı bir dönem. Doğuda ise Zerdüşt, Laotse, Buddha, Konfüçyüs, Jaina ve diğer öğretilerle birlikte yeni felsefeler ortaya çıkmış. Yani düşünce ve inanç akımlarında büyük bir gelişimin yaşandığı bir dönem.? Yine iddialara göre, daha da gerilerde Mayalar'da de altın çağlarını yaşamaktaydılar. MÖ 2000'lerde başlayan Koç Burcu çağının girişinde Meksika'da ve Mısır'da piramitler inşa ediliyordu. Daha önceki tarihlere inebilmek için yeterli bilgi olmadığından genel bilgiler vermekten öteye geçilemiyor. Yaklaşık M.Ö. 8400-8000 arasında Aslan Burcu'ndan çıkıp Yengeç Burcu'na girmiş olabiliriz. Astronomik hesaplara göre ise, Kova Burcu'na girilen tarihten tam 11.027 sene öncesini kabul etmeniz gerekir. Fakat bu sayı sadece matematik bir çözümlemedir. Çünkü bu kadar uzun bir zaman periyodu içinde dünyanın beklenmedik değişmelere maruz kalmış olması her zaman mümkündür hatta kesindir.?Efsanevi Atlantis kıtasında da, bilgelerin kıtanın batacağını anlayıp aşağı yukarı bu tarihte ayrılmak ihtiyacını hissettikleri söyleniyor.

Ama bunlar da birer iddia... Acaba yararlı mı? Hayır, aksine çöküşün yaşanacağını haber veriyorlar yani kötümserler, ötesi ise iyi olacak... Ama kimlere..?

kaynak: http://www.gizliilimler.tr.gg/Kehanetler.htm?PHPSESSID=.
Ben Türk’üm Türk Esir OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Bayraksız OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Devletsiz OLMAZ. Ben Türk’üm Türk Hürriyetsiz OLMAZ. Ben Türk' üm Türk Ezansız OLMAZ. M.Y.