DİNİ BİLGİLER > Tasavvuf ve Bilim
İnanmayan ve Şirk Koşarak İnanan
(1/1)
Sessizlik:
İnanmayan ve Şirk Koşarak İnanan
İster Bilimin son bulgularının işaret ettiği gerçekleri idrak ederek, ister Allah Rasûlü'nün bildirdiği hakikate iman ederek olsun, özündeki kuvveleri bulup yaşamak zorundasın ve yaşayacaksın, "insan" olarak varolduysan eğer! İmanın, düşüncenin, vericiliğin, tefekkürün, şükrün, rızanın, hoşgörünün, sevginin gücünü farketmeli ve yaşamına ona göre yön vermelisin!
Buradan sonra insan suretinde olanların yolları ayrılır; kimi bal yer, kimi de --ki çoğunluğu-- kavanoz yalar. Kimi insan kılığında "insansılığı", nadiren kimi de "insanlığı" yaşar... Kimi beş duyu ile yetinir, kimi beş duyu ile yetinmeyip, gaybının sınırsızlığını bilerek yaşamı değerlendirmeye çalışır...
Bu noktadan sonra artık kimsenin elinden bir şey gelmez. Kim varoluş programı itibariyle beş duyu ötesini kabul etme, yönelme ve ona göre yaşama kapasitesi ve kabiliyetine sahipse, ona bu yönelim kolay gelecek ve kapasitesince bunları ortaya koyacaktır. Kim de duyuların dünyasında yetinmek için varolmuşsa, madde boyutundan başka unsur tanımayacaktır.
Bu, meleki etkilerle yoğrulmuş genetik yapının değişmez sonucudur! Kim ne gaye için varolmuşsa onu yaşayacaktır... Kur'an-ı Kerim, baştan sona, inananlar ile inkâr edenlerin bakış açılarını ve bu bakış açılarının getireceği sonu açıklar...
Bunun, dünyada kişinin şu dinden veya bu dinden bir toplumda dünyaya gelmiş olmasıyla, yeriyle, ülkesiyle, kullandığı lisanıyla, dindar olup olmamasıyla, vs. ilgisi yoktur! Kişi dinle uğraşabilir, ömrü boyunca halkın dinadamı diye ortalıkta dolaşabilir veya mabedden çıkmayabilir; veya müslüman bir toplumdaysa başını seccadeden kaldırmayabilir; ancak eğer gaybının sınırsızlığına imanı yaşayamamışsa, beş duyu ile yetinmek suretiyle yaşamını tüketmişse ve ötesine yönelimi gerçekleşmemişse, "bilinci" beden kozasına tutsak kalmıştır...
Çünkü şartlanma yollu öğrendikleriyle müslüman amelleri ortaya koyabileceğini ama henüz bilincine iman girmemiş olabileceğini Kur'an-ı Kerim bildiriyor! Erken yaşlarda şartlanma yollu öğrendiği bir dini savunanların, yaşları ilerleyip akılları başlarına geldiğinde, gerçekte beş duyu ötesini kabulleri olmadığı ve madde ötesine yönelik açıklananları kavrayamayıp, "dünya şartları içerisinde" yorumlamaya çalışıp, mantık kalıplarına girmeyen bilgileri inkâr ettiklerinin örnekleri her toplumda mevcuttur...
Cennete erdirecek olanın "amel" değil, "iman" olduğunu Rasûlullah (aleyhisselâm) açıklamıştır. İmana dayanmayan amel, taklittir! Yazımızın başından beri de ALLAH'I BİLMEK ifadesiyle bu "iman" konusu üzerinde durmaktayız. Ameller, imanın değerlendirilmesi içindir ve imanın tabii sonucudur! Eğer bilinç, öğrenip iman ettiği gerçeğe yönelerek yaşamamışsa, "araç olan ameller", "amaç" olan bu BİLİNÇLENME yolunda birşey kazandırmamışsa, o taklit yollu yapılanlar çöldeki serap gibi kaybolup giderler... Ve kişiye çevresini taklit ederek veya çevresinin onayını almak gayesiyle yaptığı amellerle ömrünü geçirdi diye ödül verecek ötesinde bir tanrı sadece bir hayalden ibarettir!
Allah Rasûlü'nün işaret ettiği gerçeklere rağmen, insanların ekseriyetinin iman etmediği, hatta inanan insanların çoğunluğunun "şirk koşarak inandığı" Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir.
“Onların çoğunluğu Allah’a ancak şirk koşarak inanırlar.” (Yusuf Suresi, 106)
Bilinçteki şirk hali ise, bağışlanmaktan nasiplenemeyecek, kendi özündeki kuvvelerin getirisini yaşayamayacak yegâne körlük halidir.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git