DİNİ BİLGİLER > Tasavvuf ve Bilim
Manevi Karşısında Nefsani
(1/1)
Sessizlik:
Çamur Deryasında Kalınmaz
Gaybına iman etmeyi, esasında senin bilip, tanıdığın "sen"den bir adım ileriye giderek yeni bir "seni" farketmeye ilerlemene benzetebiliriz... Bunun için evvelden bildiğin tüm kavramlarını, kabullerini, şartlanmalarını terkedip, hiç birine benzetmeden "amentübillahi" demen lazım. Amentübillahi dediğin zaman hakkıyla, şartlanmalarını, bireysel değer yargılarını, bunlara dayanan beklentilerinin izafi olduğunu ve gerçek indinde geçerliliği olmadığını aştın ve herşeyin özündeki Allah'a yöneldin... Ve gördün ki gerçekte evrende yersiz birşey yok, her şey yerli yerince...
Yani senin aslın kayıt altına gelmez, sınırsız! Sen ne olduğunu, ne kadar oduğunu bilemezsin! Hiç bir şeyin aslının nereye vardığını veya varacağını da bilemezsin! Çünkü asl olan, sınırsız AHAD olan Allah'tır ve Allah'ın oluşları, Allah'ın vasıfları sınırsızdır; hiç bir şeyi hakikatte bu, budur veya bundan ibarettir diye kayıt altına alamazsın! Kayıt altına alıp hüküm verdiğin vakit, gaybına iman değil, zahirine aldanman sözkonusudur...
"Nİce şeyler var size hayır gibi görünür hakikatte şerdir, size şer gibi görünür hakikatte hayırdır."
"Hayır" ve "şer" etiketlerini kaldırabildin mi üzerlerinden, geriye kalan adeta sınırsız bir oluşlar okyanusudur.
Gaybının sınırsız olması ne demek? Bunun bilimsel açıklamasını merak edenler, sayfamızda "Holografik Bakış" isimli yazı dizimizden okusunlar..
Allah ismiyle işaret edilen hakikatin sınırsızlığına iman etmekten, şartlar ne olursa olsun kendini kandırmalısın gibi bir anlam çıkarmamalıyız. Bunun anlamı, olabilecek sınırsız ihtimallere açık olman demektir. Çünkü ALLAH nasıl dilerse, öyle olur ve sen yöresel ve göresel değer yargılarınla bunu bilemezsin, ölçemezsin... Allah'a imanın, şartlandığın sınırları terk etmen ve o sınırların ötesine açık olmanı getirir. "Hayrihi ve şerrihi min Allahu teala" dersin o zaman; "hayır" da desek "şer" de desek adına, tüm oluşlar gerçekte sınırsız-sonsuz AHAD olan ALLAH'tandır. .
Eğer bu açıklanan gayba iman hali senden ortaya çıkarsa, işte sen o zaman zahir ehli olmaktan bir adım ileriye gidip maneviyat denen kendi özündeki, beş duyuyla tesbit edemediğin sınırsız mânâ boyutuna yöneldin demektir... Basiret gözünü açtın, yeni bir alemi görmeye başladın! Sanma ki bilinç boyutunun sınırsızlığına kanat çırpmaya başlayanların gözünde bu görünen dünya başka birşey olur; bil ki mahlûkat yine bildiği gibi yaşamaya devam eder... Ama, maneviyatın sınırsızlığına açılan için, beş duyunun, maddiyatın kayıtlılıkları çıkılması gereken bataklık gibi olur...
İşte bu nasip, gayba imandır. İmandan nasibi olmayan zahir denen beş duyu boyutunda kalır ve sonuçta da her şeyini, tüm değerlerini orada terkeder ve terkin acısıyla başbaşa kalır. Kavanozun kapağını açıp ta balın kokusunu bile alamadan geçip gider dünyadan...
Bilinç boyutunun mânâ değerlerini yaşamaya başlayanın göreceği şeylerden ilki şudur:
"İnsan" denen varlık, madde dünyasında yaşamak üzere varolmuş etten - kemikten ibaret bir mahlûk değil, bilinç boyutun değerlerini yaşamak üzere varolmuş, beş duyu ve fiziksel bedeni vasıtasıyla da dünya dediğimiz boyutu geçici bir süre deneyimleyen manevi bir varlıktır. Dünyada, beden denen aracı kullanan bir misafirdir sadece ...
Bunu bilen için artık "ölüm" bir son olmaktan çıkmış, bir başlangıç haline gelmiştir. İşte o vakit böyle bir doğumdur semâ ehlinin kutladığı!
Ey Güzelim! Ey Canım! Bu satırlar sana hitap ediyor, senin kendini bilmen için Allah'ın lütfuyla kaleme geliyor, sen bunun için varoldun! Gel Rasûlullah aleyhisselâm'a kulak ver, O'nun bildirdiği AHAD olan ALLAH'I BİL, kabul et ve Özüne dön! Vakit geçirme! Gel kendine zulümden kurtul, zalimlerden olma! Beş duyunla algılıyorsun diye, bu alemi gerçek vatanın sanma ve özü sınırsızlığa açık bilincini duyularına bağlayarak zahire tutsak etme!
Bak ne diyor, balın tadına varanlardan Mevlana Celaleddin:
"Eşek bile çamura saplanınca oradan kurtulmak için her an çabalar durur. Orada yerleşip kalmak için yerini düzeltmeye kalkmaz! Oranın kalınacak yer olmadığını bilir! Hissin ve anlayışın eşeğinkinden daha mı aşağı ki gönlün bu çamur deryasından kurtulmak için hiç bir gayret göstermiyor.."
Sessizlik:
Manevi Karşısında Nefsani
Bu arada önemli bir noktayı vurgulayalım.
Eğer sana açıklanan bu ifadeleri ALLAH'a özümüzden yönelmekte ve Hakikati tanımamızda yardımcı olan "mecazi işaretler" olmak yerine, bunlardan kendi benliğini yüceltmek, üstün göstermek, benliğine üstün özellikler kazandırmak gibi anlamlar çıkarırsan, bu da şeytaniyete tabi olmaktan başka birşey değildir. Hatta ve hatta maneviyatı anlamış veya yönelmiş olmayı bir üstünlük gibi anlarsan, yine aynı tuzağa düşmüş olursun.
Her zaman hatırlayalım ki, sözümüzün özü ALLAH'ı BİLMEK'tir... Allah, sınırsız Tek’tir ve Allah yanında senin varlığın “hiç”ten ibarettir.
ALLAH ismiyle işaret edilen hakikati anlamak ve değerlendirmek için değil de nefsini yüceltmek için bilgi toplamaya ve vehmi ortadan kaldırmaya çalışanlar, nefislerini, egolarını tanrı(!)laştırmak tehlikesiyle yüz yüze kalmışlardır, ki bunun bilinen adı firavunluktur. Nice bilgi sahibi bu yolda kayar gider de hiç soran olmaz...
Bu konuda GİZ'li Gülşen de ilgili sayfaları (özellikle 55, 56 ve 72) çok dikkatlice okumanızı öneririm.
ALLAH ismiyle işaret edilen Hakikati Rasûlullah aleyhisselâm'ın açıkladığı şekilde öğrenmeyen ve bilmeyenler, ve yaşamlarını ALLAH ismiyle işaret edilen hakikati anlama yolunda değerlendirmeyi amaç edinmeyenler, manevi ile nefsani (ego-merkezli) düşünceyi, bakış açısını birbirinden ayırt edemezler; bu yüzden de şeytaniyetin ve de şeytaniyet özelliğine sahip cinlerin, uzaylıların, yüce falanın, ulu filanın, bilmem ne tebliğlerinin kucağına kolaylıkla düşerler.
Şeytaniyetten korunmaya karşı en güçlü silah, korunma duasıdır.
"Rabbi enniy messeniyyeş şeytanu binûsbin ve azab. Rabi eûzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzü bike rabbi en yahdurun. Ve hıfzan min külli şeytanin marid."
Bu uyarıya da bu arada yer vermiş olalım ve tekrar kaldığımız yere dönelim!
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git