DİNİ BİLGİLER > Tasavvuf ve Bilim
Bilgi, Sadece "İnananlara" Hidayet Vesilesidir
(1/1)
Sessizlik:
Akıl - Mantık - İman
Sana, dünyada --yani beş duyu kaydındayken-- direkt görüp, tecrübe edip, BİLEMEYECEĞİN ve maddi, fiziksel birşeyle kıyaslayamayacağın, varlığın özündeki MANEVİYAT boyutunun değerlerinden bahsettiği için, Din'de işaret edilen gerçeklere ancak "iman" ederek yönelebilirsin. Mantığın ise beş duyu dünyan içinde geçerli kuralları esas alır.
DİN evrenseldir; beşeri ve yöresel değer yargılarıyla sınırlı mantık konusu değildir. Kur’an ve Rasûlullah öğretilerini kabul edebilmek için, onları beşeri ve yöresel değer yargılarıyla sınırlı mantık çerçevesine sığdırmaya çalışan, mantığının sınırlarından öteyi göremez ve ancak bal kavanozu yalar, camı aşıp ta balın tadına eremez... Çünkü, kişinin mantığının sınırlarını belirleyen, esasta yetiştiği çevrenin değerleri ve şartlandırmalarıdır... “İman” ise, sınırsızlığa daveti kabûldür...
“İman bilgisine” sahip olmanın “iman etmek” olmadığını farkedemeyen kıt anlayış, “ilahiyat(!) bilgisine” sahip olmanın, “Din ilmi” olmadığını da asla anlayamaz! Din, hakikattir ve temeli, ALLAH ismiyle işaret edileni bilmektir. Bu anlaşılmadığı sürece, kişi, aslına, özüne ve işin hakikatine asla eremez, bal diye cam kavanozu yalamaktan öteye gidemez.
Akıl, esas itibariyle varolan herşeyin birbiriyle ilintili olduğu gerçeğinden hareketle bağlantıları keşfetme, şuurlanma melekesidir. Akletmek, bir oluşumun, işleyen sistem içerisindeki yerini ve bağlantılarını kapasitesince çözmek demektir. Eğer bu görüş, anlayış, kavrayış, duyulara “zahir” olan ile sınırlanmış ise, o taktirde sadece madde dünyasına yönelik çalışır akıl. Ne madde alemin özünde bir manevi boyut olduğunu, dolayısıyla ne de madde dünyası ile madde ötesi boyut arasındaki bağlantıyı çözemez, keşfedemez. Maneviyata yönelebilmek ise, “zahir” gözü yanısıra “batın” gözünün de açık olmasının, yani bu melekeden nasiplenmiş olmanın sonucudur...
Din, akılla çözülür, anlaşılır; ancak dini mantık kalıbına sığdıramazsın. Zira, beş duyunla tesbit edemediğin, gaybının sınırsızlığına yönelme ve manevi özelliklerimizle madde diye algıladığımız yapı arasındaki bağlantıları ve YAŞAM SİSTEMİNİ açıklayan Din ilmi, şartlanmalarımızla, değer yargılarımızla, duygularımızla ölçüp biçtiğimiz kılıfa girmez!
İslâm’a mantık dini denmez. Akıl dini diyebilmemiz için de, aklın maneviyata dönük çalışmasını da hesaba katabilmek gerekir.
Akıl, örneğin kendi içimizden yaptığımız bir “dua” ile dış dünyamızdaki oluşumlar arasındaki bağlantıyı çözer ve kendindeki “dua” denen manevi gücün etkisini, önemini, değerini farkeder. Böyle bir gücü, tadmayan bilemez. Tadabilmenin yegâne yolu da “iman edip” -“iman bilgisi elde edip” değil-- o fiili yerine getirmesidir. İman edip de duayı yerine getirmeyen, kendinde böylesine muhteşem bir düşünce gücünün, manevi gücün varlığının farkına varamaz, onu tanıyamaz ve tecrübe edemez.
Kur’an, senin beş duyu dünyanda farkedemediğin, mantık yürüterek tecrübe edemeyeceğin, ancak varlığın özündeki MANEVİYAT boyutunda geçerli olan, sisteme dönük değerleri, sırları bildirir. Yani semadan inzal olan hükümleri... Senin veritabanına göre oluşmuş mantık kalıpların içerisine sığdıramayacağın, hatta mantığına ters gelen, ama senin mantığından ve beklentilerinden bağımsız olarak, sistemde hükmü yürüyen gerçeklerden bahseder. Ve der ki, bu sırları değerlendirebilmek de, Allah’ın dilediklerine ihsan ettiği” bir fazilettir.
“Bu Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir...” (5:54) ayeti ile sana sistemde geçerli olan hükmü açıklar!.
Sen eğer bunu bilgi olarak taşır, ama buna imanı yaşamaz, bu bakışı kabul ederek düşünce yapını ona göre yapılandırmazsan ve olayları, oluşumları hâlâ, yetiştiğin toplumun değerlerine göre şekillenmiş “mantık” kalıplarına sığdırmaya çalışırsan, o zaman, o şartlanmalara tutsaklıktan asla kurtulamaz ve hakikati de asla göremezsin!.
Senin içinde bulunduğun toplumun değerlerine ve oluşmuş mantığına göre kıymetli olan birşey, dünyadaki bir başka kara parçası üzerinde yaşayan bir başka Müslüman topluluğun gözünde hiç bir şey ifade etmeyebilir. Senin çevrenin değerlerine göre, ilim sahibi olmak için, diploma veya makam veya başka şeyler bir koşuldur, falanca topluluğa göre ise bunların hiç bir değeri yoktur, onların gözünde de falanca şeyh veya filanca efendi ilim sahibidir...
"ALLAH" indinde ise, kişinin ezber deposunun genişliğinin, diplomasının, mevkisinin, dinadamlığının, dini liderliğinin, hocalığının, efendiliğinin, şeyhliğinin, dinden görüntülerinin, kutsal mertebelerinin, kutsal ünvanlarının vs. değil, Hazreti Rasûlullah (aleyhisselâm)'ın açıkladığı “ALLAH” ismiyle işaret edilenin, ne kadar farkında olduğunun ve bilincinde yaşadığının değeri vardır ancak... Daha henüz "o isimle işaret edilenin ne olduğunu" bile öğrenememiş ve o mânânın hakikat olduğu idrakiyle, gereği gibi O’na imanı da yaşayamamışsa, vay haline o kişinin...
İşte yukarıdaki "... dilediğine verir" ayetindeki gibi, Kur’an’ın bildirdiklerine, orada açıklanan sisteme iman edersen, o zaman “Allah’ın dileğinin sınırsızlığı” dururken, kendi şartlanmaların ve mantığın ile görüşünü sınırlamaz, gerçekleri görmekten mahrum kalmazsın...
“Allah, dilediğini kendine seçer” dersin..
Ama bunu diyebilmek için de evvelâ “ALLAH ismiyle işaret edilenin” ne olduğunu Allah Rasûlü'nün bildirdiği tanımıyla öğrenip, sonra da Kur’an’daki ALLAH hükümlerini, kendi görüşünün önüne alabilmen, o sırların ışığında bakışa ve değerlendirmeye ermen gerekir.
Yani, oluşları, mantık gözünle değil, “Allah gibi düşünerek,” Hakk’ın gözüyle seyredebilmen gerekir...
Aksi halde, heybende “iman bilgisini” taşır, bu alemden aç, susuz, görmeyen gözlerle gidersin, halkın gözünde adın, ünün, ünvanın ne olursa olsun...
Akıl, farkına varılan gerçekler vasıtasıyla sonsuz “farkına varılabilecekleri” keşfeder; mantık ise, farkına varılmamışları, farkına varılmışlar çerçevesine sığdırma uğraşıdır.
Zahir ehli, mantık ehlidir. Maneviyat ehli, akıl ve iman ehlidir...
Sessizlik:
Bilgi, Sadece "İnananlara" Hidayet Vesilesidir
Evet! Demek ki, her ne kadar her birim aynı Sistem'in hükümlerine tabi olarak yaşasa da, hakikatlerinden gaflete düşmekten korunmak için Sistem Kitabını okuyup, değerlendirenler, insanlık alemi içerisinde sadece "gayblarına iman" etmek suretiyle bu yönde bilinçlenenlerdir... Beş duyu ötesine yönelebilenler!.. Bir başka deyişle, Kur'an her ne kadar tüm insanlığa gelmiş ise de, onunla hidayet bulanlar sadece "gayblarına imanı" yaşayanlardır...
“Hak olduğuna şüphe olmayan bu Kitap, müttâkilere hidayettir. Ki onlar gayblarına iman ederler, ...” (Bakara Suresi)
Bu itibarla;
Yeryüzünde insan suretinde görünen birimler "gayblarına iman" noktasında iki gruba ayrılırlar...
Gayblarını kabul edip, gayblarının varlığını ve bununla neye işaret edildiğini bilen "insanlar...
Beş duyu ötesini bilmeyen, böyle bir yönelim yetisinden yoksun olan, sadece zahir ile yaşayan "insansılar"...
Bunu maneviyat ehli - madde ehli; beş duyu ötesine yönelebilenler - beş duyu kaydında yaşayanlar; fiziksel birimler - düşünsel birimler veya batın ehli - zahir ehli diye de tanımlayabiliriz... Veya bu yazımızda sıkça kullandığımız deyimle, "kavanoz yalamak" üzere varolmuşlar ile "balın tadına varmak" üzere varolmuşlar da denebilir.
DİN'i anlayabilmenin ve değerlendirmenin yolu gaybını kabul eden İMAN ehli olmaktır...
İman etmediğin şeye açık değilsin demektir; açık olmadığın için de o imanın sayesinde görebileceğin hakikati hiç bir zaman göremezsin!
Sana dünyada --yani beş duyu kaydındayken-- direkt görüp, tecrübe edip, BİLEMEYECEĞİN, maddi, fiziksel birşeyle kıyaslayamayacağın, varlığın özündeki MANEVİYAT boyutunun değerlerinden bahsettiği için, Din'de işaret edilen gerçeklere ancak "imanınla" yönelebilirsin. Mantığın ise beş duyu dünyan içinde geçerli kuralları esas alır.
DİN evrenseldir; beşeri ve yöresel değer yargılarıyla sınırlı mantık konusu değildir; Hazreti Rasûlullah öğretilerini kabul edebilmek için onları bireysel mantık çerçevesine sığdırmaya çalışan, mantığının sınırlarından öteye geçemez ve ancak bal kavanozu yalar, camı aşıp ta balın tadına eremez... Çünkü kişinin mantığının sınırlarını belirleyen toplumsal şartlanmaları ve değer yargılarıdır... İman ise sınırsızlığa, kayıtsızlığa daveti kabûldür...
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git