Seçimlerle Belirginleşen Geniş Siyaset Zemini 
[/align]
Son 10 yılın seçimlerine ve 22 Temmuz seçim sürecine, listelerin şekillenmesine ve seçim sonuçlarına bakarak şÃ¶yle bir tespiti yapmak artık kolay: Türkiye’de partiler ve parti tabanları arasındaki duvarların boyu azaldı, geçişkenlikler arttı, söylemler benzeşmeye başladı. Dolayısıyla eski dönemin sağ, sol, milliyetçi, laik, dindar gibi tasnif edici kavramları Türk siyasetini tanımlamaktan artık uzak.
Herkesin paylaşabileceği şu tespiti de bu cümlelere ilave edebiliriz: Artık eskisinin MHP’lisi CHP’li, MSP’lisi MHP’li, İP’lisi AK’lı, DP’lisi de SP’li olabilmektedir.
Siyasetteki bu benzeşmeyi ve farklılıkların azalmasını bir çok gerekçeye dayandırabiliriz. Siyasi partileri söylem, kadro ve üslup olarak benzeştiren en önemli dinamiğin, halkın son dönem ortaya koyduğu taleplerin aynileşmesi ve toplumun değişen sosyolojisi olduğunu düşÃ¼nüyorum.
Halkın son dönemde çoğunlukla özgürlük, adalet, gelir dağılımı, eğitim, sağlık, ülkenin birliği ve istikrar gibi konularda taleplerini yoğunlaştırması ve bu konularda benzer çözümleri istemesi, siyasi partilerin de bu konuları öne çıkarmasını, benzer çözümler, sloganlar ve programlar üretmesi sonucunu doğurdu. Halkın benzer konularda talep oluşturmasını, başta ekonomi olmak üzere eğitim, sağlık ve diğer alanlarda yerel çözümleri devre dışı kalmasına ve iletişimin ülkeyi küçültmesine bağlayarak açıklayabiliriz.
Değişen sosyolojiye gelince… Yerel değerler, kültür ve dini hassasiyetler Türk halkı tarafından gittikçe daha çok benimseniyor. Bu ise toplumumuzun sosyolojisinin değişimini göstermektedir.
Hacca ve umreye gidenlerin her yıl artışı, turizm sektöründeki muhafazakar değişim, cami sayılarındaki ve dini kitap yayınlarındaki yükselme, sanat ve estetik disiplinlerin folklorik ve dini unsurlara yönelik ilgisi, Osmanlı’ya dönük moda merkezli yönelim değişen sosyolojimizin önemli işaretleri sayılabilir.
Yani Türk halkı düne nazaran daha yerli düşÃ¼nüyor, daha dindar, daha muhafazakar ve daha anti emperyalist.
Bu ise her partinin laiklik konusunda daha yumuşak, dini hassasiyetler konusunda daha anlayışlı, yerel değerler konusunda da içselleştirici politikalar üretmesini zorunlu hale getiriyor.
Sadece DSP’deki değişim sürecini incelediğimizde ne dediğimiz rahatça anlaşılacaktır. DSP’nin solculuğunun azalarak milliyetçiliğinin baskın hale gelmesi, partinin Fethullah Hoca cemaati ile ilişkileri ve son dönem Rahşan Ecevit’in dine dair açıklamalarını hatırlamakta fayda var.
Dini ve milli konulardaki eski söylemlerini bildiğimiz İşÃ§i Partisi’nin geldiği noktayı da DSP fotoğrafının üstüne koyabiliriz.
Süleyman DEMİREL’in dini konulardaki günü geçiştirici üslubunun Çiller ve Ağar döneminde daha reel söylemlere dönüşmesi ve son dönem CHP’nin Anadolu İslamı şeklinde sloganlaşan açılım çabaları da bu konuya dahildir. Bu seçimde İç Anadolu’nun bazı illerinde fularımsı başÃ¶rtüler dağıtan CHP’nin sonraki seçimlerde Kur’an meali veya “ Modern ve Kolay İslam İlmihali” dağıtabileceğini söylemek kahinlik sayılmaz.
Buraya kadar anlattıklarımızı şÃ¶ylece özetleyebiliriz: Toplumun sosyolojisi değişiyor ve bu değişim insanımızı benzeştirerek daha yerel ve dindar bir çizgiye doğru teksif ediyor. Bu ise tüm partileri yerel, milli, sosyal adaletçi bir tanımın içine girmeye zorluyor. Partilerin benzeşmesinden dolayı da soğuk savaş döneminin siyasi duvarları yıkılıyor, partiler arası geçişler hızlanıyor, rozetlerin kalıcılığı kalkıyor.
Ancak, partilerin benzeşmesini, dünün sağcısının bugün solda, dünün milliyetçisinin de bugün solda olmasını, ideolojik siyasetin sona ermesi, siyasetin yozlaşması ve toplumun dünyevileşmesi olarak açıklamak da mümkün müdür?
Evet, bazı analizlerde bu gerekçeye rastlamaktayız. Elbette sayılan bu hususların varlığını kabul etmemiz gerekir. Ancak, siyasetteki benzeşmeyi ve geçişkenliği bu yozlaşma ve ilkesizleşmeye bağlamak doğru bir yargı değildir. Yozlaşma ve ilkesizleşmenin yeni siyasi anlayışta küçük bir payı olmakla beraber, siyasetteki bu durum, esas itibariyle milletin geçirdiği sosyolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel değişimdir. Yani siyasi aktörlerin milletin değişimine göre kendilerini yeniden tanımlamasıdır.
Eğer bu durumu yozlaşma ve ilkesizleşme olarak değil de milletin değişimi ve siyasete yön vermesi olarak kabul edersek, ilkeli siyasi çizgiler için bir imkan oluşuyor demektir.
Yani ilk bakışta bir karmaşa gibi gözüken durum, aslında bazı siyasi aktörler için de yeni fırsatlar sunuyor. O zaman kırk yıllık CHP’linin bu seçimde AK Parti’ye oy vermesini, yirmi yıllık Doğu Perinçek hayranının da Erbakan’ı zevkle dinlemesini veya MHP’li bir seçmenin CHP bayrağı sallamasını daha anlamlı bir fotoğrafa dönüştürebiliriz.
Peki, gelinen bu durumun bazı siyasi aktörler için sunduğu yeni fırsatlar nedir?
Her şeyin grileştiğini, siyasetin içinin boşaldığını, seçimlerin slogan ve sembol düzeyine indirgendiğini ve hiçbir partinin sabitesinin kalmadığını söylediğimiz bir anda “tutarlı, güven verici, dışlamayan, gerçekçi, idealist” bir kadronun yeni bir siyasete besmele çekebileceğini de kabul ediyoruz demektir.
Bu zorunlu veya mümkün bir durumdur. Çünkü, insan her zaman yozlaşma karşısında bir tutarlı duruş arar.
Türk siyasetinin geldiği bu benzeşme ve geçişkenlik noktası da, ilkeli siyasi söyleme ve tutarlı, güven verici, dışlamayan, gerçekçi, idealist kadroya uygun zemin olacaktır. Çünkü herkes, artık dediğini, tuttuğunu, inatlarını gözden geçirme sürecindedir.
Abartarak söyleme müsaade olursa, mesela bir CHP’linin artık Müslüman ülkelerin bir araya geleceği bir ekonomik sürece reel bir proje olarak bakabileceğini söylüyorum. Benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Bilmiyorum yanılıyor muyum ama ben sözü doğru, kadrosu güvenli, üslubu temiz, söylemi net ideolojik kaygısı olan partiler için de çok uygun bir dönemin başladığını düşÃ¼nüyorum.
erol erdoğan - Cts, 28/07/2007 - 09:02 http://www.boyuthaber.com